31 Mar 2012

Gol Atmayan Kalmasın; Galatasaray 2- Orduspor 0


MAÇKOSKOP
KADRO:
Muslera
7
Ebu
6
Semih
8
Ufo
7
Hakan Balta
6
Selçuk
5
Melo
6
Engin
6
Emre
6
Baros
-2
Necati Ateş
-4

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
Sabri’nin gol attıktan sonra tribünlerle Sarp’ı tanıştırdığı an. Gollere ağlayarak tezahürat yapmış oldu.
-
VARİL:
Necati Ateş; Şimdi biliyorum ki önyargımdan bahsedenler olacak. Necati, kendisinden neden nefret ettiğimi adeta ispat eder bir maç çıkardı. Attığı gol iyi futbolcu olduğundan falan değil, tamamen futbol tanrısının topu ulaşılmaz yere sallamasına yardımcı olmasından. İlk yarı Baros’u oyundan düşürdü, rakibi potansiyel düşmanının gol atamaması için elinden geleni yaptı. Vurulmayacak yerden kaleye vurması, çok basit ofsayta düşmesi, bencil olması, kendine oynaması herkesin gözünden kaçar ama ben işin bu tarafındayım. 
-
GLADYATÖR:
Semih Kaya; kaleye hiç top gelmemiş bir maçta, rakibin atağının olmadığı bir maçta şiir gibi bir maç daha çıkarttı. İstese 5 sezon sarı kart yemeden, topa da en harbisinden müdahele ederek oynayabilir. En sevdiğim yanı, dürüst, ahlaklı, rakibe saygısı olan, yalandan yatmayan, kaprissiz, egolara yenik düşmeden takımdaki yerini iyice sağlamlaştırması. Bu saatten sonra takımda kimse onu kesemez de, ileriki seneleri bile garanti altına aldı. 3 numaralı forma senin yolunu bekliyor çocuk, hadi bakalım.  
-
BOROZANCI:
Tolga Özkalfa; Bizim futbolumuzda hakemliği iyi yapan yok galiba. Tam soy adına uygun bir maç yönetti, hiçbir avantajı oynatmadı. Zart zurt çaldığı düdüklerle kötü bir maç ortaya çıkarttı. Bir maç güzel olacaksa mutlaka hakemin de güzel olması gerekiyor. Kötü hakemle, iyi maç olmaz. İlk yarıda Neco’ya yapılan hareket penaltıydı.
BİR SORU – BİR CEVAP:
Sabri?
Bu takımın 18’inde olmaması, hatta seneye başka takıma gitmesi büyük haksızlık olur. Gol attı diye değil, atmasa ne yazar? Sabri Galatasaray’a taraftar kazandırır hiçbir şey yapmasa bile.   

İMPARATOR:
İmparator için çok kolay bir maçtı. Hünerini göstermesi gereken yer bu hafta saha yerine Telegol oldu. Yalamalar Galatasaray’a saydırırken bağlandığı programda hepsinin kulaklarını çekti. Orduspor Yenik duruma düşmesine rağmen, çıkarmak için çaba harcamadığını fark ettikten sonra artık takımı aktif dinlenmeye çekti. Artık, haftaya oynanacak maçtan ziyade süper finale hazırlanmak zamanıdır.
-
ORDAKİLER:
Büyük Galatasaray taraftarı ilk yarıyı kapattı. Önemli, önemsiz bütün maçlarda görevini yaparak ligi tamamladı. Bundan sonrası, kızılca kıyamet. Kalan 3 büyük maçta kendilerine katılmak için talepte bulunanlarla beraber Arena’yı mahşere çevirmek için zaten hazırlar.
ANALİZ:
İlk 11 i ezberledik, sürpriz yok. Maçın da Galatasaray’ın tekerine çomak sokabilecek bir maç olmayacağı maç öncesi belliydi. İşini bitirmiş, tatile erken çıkmış bir Orduspor’un, Galatasaray’dan fark yememek için Hektör Kuper gibi bir ustaya ihtiyacı yoktu. Üstelik karşılarında rakibe saygısıyla nam salmış bir Galatasaray vardı. Tabelayı bulduktan sonra asla ezmeyen, işin kotarıldığı dakikalardan sonra seyirciye güzel futbol seyrettirmek peşinde olan bir takımdık.

İyileşen Elmander kenarda rehabilitasyona devam etti. Pek kimsenin katılmayacağını bile bile ben yazacağım. Necatiyi adam olarak sevmediğimi okuyan herkes bilir, ama futboılcu olarak da beğenmediğimin sebebini Necati bu maçta bir kez daha gösterdi. Vurulmayacak yerden yaptığı vuruş tercihi, topun ulaşılmaz yere gitmesiyle göz boyama, yıkama yağlama, gerçeklerin sümen altına girmesi. Geçen hafta çok daha zor pozisyonda Mehmet golü atamadı diye battal ettik kendisini. Maçın sonlarında Neceti’nin Yiğit’e pas vermeyi tercih etmeyip,iğrenç bir vuruşla golü atamaması, kimseye pas vermemesi, benim kendisini hiç sevmememe neden oluyor.

Elmander ileri ikilinin bankosu, mutlaka oynayacak. 2. Adam Baros veya Necati. Baros cezalıyken oynayan, şansı da yaver giden Necati’nin elinde artık Baros’un kaderi. Neco ile ben eminiz ki, Neco- Baros önde oynadığı sürece Baros’un sıyrılıp gollere devam etmesi imkansız. Ben tabelaya bakmam, Neco bu maçı kendisine oynadı ve ne yazık ki de yazdı. İşimiz zor, attığı golden sonra oynatmamazlık yapamazsın, Elmander- Baros ikilisini özlemeye devam edeceğiz.

Çok rahat geçen ilk yarıyı pozisyon vermeden önde kapadık. İkinci yarı başlarken Baros’un yukarıda sebebini tahlil ettiğimiz kötü oyunu sebebiyle oyundan çıkmasını yadorgamadık. Fakat yerine Sabri girerken eyvah demeyen Galatasaraylı yok gibiydi. Galatasaray’ın hücum aklı gözle görülür bir şekilde alzheimere doğru yol aldı. İkinci yarı kötü oynayacağımız garantiydi de, maçın sonunda bir sürprize yer yoktu. Ordu bizi sıkıntıya düşürecek golü bulsa bile Elmander girip analarından doğduğuna pişman ederdi. Ne varki Sabri, nihayetinde amigo Sabri’ydi. Tribünlerde oğlu vardı, Sarp’ın da öğreneceği çok şeyi. Galatasaray tribünleri bir büyük taraftar daha kazandı. Herkesin gol attığı bir sezonda golü çok az atabilen Sabrinin de ne yapıp yapıp bir golü içeri dürtmesi gerekiyordu. Belki de Fatih Terim maçtan daha çok Sabri’yi düşünüyordu. Ve en olmadık yerde Sabri Reis topla buluştu, beklenmedik klaslıkta topu ağlara göndererek sırasını savdı.

İkinci golden sonra artık maç bitti, rakibi ezmenin manası bile yoktu. İlk defa Selçuk’un oyundan çıktığını gördük. Rahat geçen maçın kalan dakikalarında taraftar şampiyonluk şarkılarıyla prova yaptı. Abdurrahim Albayrak’ı bile heyecan duymadan maçı bitirdi.  Ben de 2-0 dan sonra sadistçe bir düşünceyle kalemize top gelmesini istedim. Muslera bir iki kurtarış yapsaydı da bari biraz heyecanlansaydık!

Şimdi ringin en önünden bilet almalı, Trabzon’un Fener’e atacağı sopayı kaçırmamalı.        

25 Mar 2012

Tek Tek Basaraktan; Galatasaray 1- Trabzonspor 1


MAÇKOSKOP
KADRO:
Muslera
6
Ebu
1
Ufo
-2
Semih
10
Hakan Balta
3
Selçuk
5
Melo
6
Engin
7
Emre
7
Neco
-3
Baros
-5

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
Zurnanın zırt dediği an, Mahmet Battal’ın golü kaçırdığı an diyeceğimi sananlar yanılıyorlar. Fakat yine kelime manasıyla battalla ilgili. Oyuna girerken ki endişesini Terim görseydi, tekme tokat çıkartır eksik devam ederdi. Ben 42 senedir Galatasaray maçı seyrederim, oyuna girerken, sanki ağlayacak olan birine ilk defa rastlıyorum. Rüyasında taraftar olarak bile giremeyeceği stadyumda, koskoca Galatasaray mağlupken oyuna giriyor, maçı çevirmesi bekleniyor. Tam olarak anlatmam gerekirse benim elime kırmızı bir şal tutuşturularak 100.000 bin kişinin seyrettiği boğa güreşi sahasına salınmamla aynı şey.  
-
VARİL:
Milan Baroş; Ekürisi Necoyla beraber yazmam gerekecek. Ama ben Neco’yu Galatasaray futbolcusu saymadığımdan artı eksi oynadığı futbolla ilgilenmiyorum. Baros tam bir Fenerbahçe futbolcusu, yanlış takıma gelmiş. Galatasaray tarihinin en sahtekar futbolcusu. Yalandan yere yatmalar, ofsayttan çıkmamalar, hakemi dolandırmaya kalkmalar. Geçen hafta en ateist futbolsever bile imana geldi. Futbolun tanrısı var, adı Topius. Yalandan ofsayt pozisyonunda yere yatıp, penaltı beklerken dönen topa Topius, peygamberi Cüneyt’e faul çaldırdı. Bizim futbolcuların taş kesildiği anda topu önünde bulan Tay Burak takımı Araf’a gönderdi. İşte cehennem, işte cennet uğraş dur bakalım. Gol atamadığı gibi golü yedirdi. Emekli orgenaral.
-
GLADYATÖR:
Semih Kaya; Aslanlar gibi savaştı. Topun önüne defalarca atlayarak kalenin hedefini küçülttü. Takım cümbür cemaat gireni çıkartma için saldırdığında tek başına kaleyi savundu. Geldiğinden beri en kötü maçını çıkaran Ufo’ya rağmen ikinci golün yenmemesini sağladı. Kusursuz, hatasız bir maç çıkardı. Takımın yarısından fazlasının kötü oynadığı bir oyunda bile bir an olsun maçtan kopmadı.
-
BOROZANCI:
Cüneyt Çakır; Bunu defalarca beyan ettim, benim hakemlerle işim olmaz. Her zaman derim, büyük takımsan hakemi de yeneceksin. Ama bu sefer çok tecrübeli birine denk geldik. Tüm jenerasyonların benim için en kötü hakemi Cüneyt Çakır’a. Adam ilk 10 dakikada takımın kanadını kırdı, yetmedi bir sonraki haftayı düşünerek maçı muhteşem şekişlde regule etti. Hem Galatasaray’ın, hem Trabzonspor’un işini bitirme misyonunu üstlenmişti sanki. Başarıyla gerçekleştirdi. Gol olan pozisyonda faul yoktu. Tek doğru çaldığı düdük, penaltı pozisyonundaydı.
-
BİR SORU – BİR CEVAP:
Hesap makinası lazım mı?
Evet lazım, ama maçtan önce lazımdı. Bu alınan puanın önemi yok. Yenilsek bile play of maçlarına aynı puanla gidecektik. 71 puanımız var, iki maçı alınca 78 olacak. 77 ile farkı yok. Yani bu maçı puansız kapattık hesabı yapabiliriz.  
Not; burada hesap hatası yapmışım, yazıyı değiştirmiyorum, sonradan ekledim, alınan puanın bu durumda çok faydası var.
İMPARATOR:
Sahaya çıkardığı takıma itiraz edebilecek tek bir Galatasaraylı yok. Fakat oyun olarak itirazımız var. Maçın başında oyun üstünlüğünü Trabzonspor’a verdi. Saçma sapan bir gol yedik, tamam suçu da yok ne yapsın? Tek bir adama bağlı oyun sistemi kurmuş ise ki- öyle görünüyor- eyvah çekme zamanıdır. Neco için söyleyeceklerimi çok önce söylemişim, büyük maçın küçük futbolcusu olarak 70 dakika sahada galatasaray’ın vitesini küçültmesine önlem almadı. Önlem diye aldığı, Yiğit ve Battal’ı görünce aklıma geçen seneki takım geldi. Kendime acıdım, bir da körün taşı köre denk gelip de Battal o golü atsa yandık. Seneye Şampiyonlar ligi takımın forvetinde Battal’ı seyredecektik, korku filmi gibi.
-
ORDAKİLER:
Büyük Galatasaray taraftarı, her maç olduğu gibi gırtlağından geleni yaptı. Eminim en az yarısının sesi kısıktır şimdi. Eminim en az yarısının yarısı, annesinden eve gidince fırça yiyecek. Gözünde büyüttüğü, yere göğe koyamadığı takımı, bir anda yapılan değişikliklerle Yiğit- Neco- Sabri-Battal seyretmek zorunda kalmanın travmasını yaşıyor ve ne yazık ki bu maçta da Nevizade Gecelerini söyleyemiyor.  
-
ANALİZ:
Çok tecrübeli bir taraftar olarak maçın başında her zaman dikkat ettiğim şeyi yazarak başlıyorum. Hiçbir zaman ilk 11 i merak etmem. Ben tribünde veya televizyon başında ilk olarak yedek kulübesine bakarım. Benim için yedek kulübesi, oynayan takımın kalibresini ölçmem için en büyük parametredir. Bugün sahaya çıkan takım,her zamanki Galatasaray 11 i, sürpriz yok. Kim olsa o takımla başlar, kimse de takımı merak etmez. Ne var ki ben, oynamayanlara, daha doğrusu sonradan oyuna girecekler baktığımda dehşete düştüm. Tıpkı Mehmet Battal’ın oyuna girerken ki endişesine. Fakat maçın sıkıntıya düşeceğini hesap etmedim. Bir bana, takım iyi ama ilk yarıyı yenik bitireceğiz, oyunu da sonradan oyuna girecekler çevirecek deseydi kavga ederdim. Yiğit, Sabri, Mehmet battal beni kurtaracaksa yenilelim daha iyi.

Takım çökmüş, gol an meselesi. Bala kısmete girmiyor dakikalar tükeniyor, kulübe hareketleniyor. Neco değişikliği tamam, hatta çok geç kalınmış ve hatta bana göre değişikliğe bile gerek olmayacak, oynatılmayacak biri de, diğerleri ne oluyor be Hoca? Sahanın en iyi oyuncusu, bir şeyler yapma ihtimaline en yakın futbolcu Engin Baytar’ı, Hagi’den sonra ileriye doğru çalım atan Emre’yi çıkarıp takımın hücum gücünü Ölüspor derecesine neden indirdin?


Yiğit Gökoğlan’ın en başarılı olacağı alan Muhteşem Yüzyıl dizi filminin seti. O tiple has odabaşı olur, Kırım prensesine kayar. Bu kadar da haksızlık olmaz kardeşim. Eskiden yakışıklı erkekler futbol oynamazdı, gerek yoktu, bütün kızlar zaten peşlerindeydi. Bizim gibi tipsizlerin kız tavlamak için futbol oynamaktan başka çaresi yoktu. 30-40 sene öncesinin futbolcularını gözünüzün önüne getirin, hepsi at hırsızı. Bi düşünün Messi'nin atladığı karıya bakın, futbolcu olmasa sümüğünü atar mı o karı Messi'ye?  Siktir git kardeşim, o tiple sinema artisti ol, şarkıcı ol da bizim futbolcumuz olma. Şaşmaz kuraldır, yakışıklı erkekten iyi futbolcu olmaz. Ben hoca olsam tipe bakarım, bu tiple de Yiğit’i takıma almam.

Tekrar yedek sıralarına dönüyorum, oraya kulübe demek haksızlık 5 yıldızlı otelin lobisi gibi zira. Gözlerim Servet’i ararken, Gökhan’ı Trabzonlu futbolcularla hasret giderirken gördüm. Neşesi yerindeydi, hiç olmazsa diğeri gibi somurtarak oturmuyordu, halinden memnundu. Bir an için dünkü Fenerbahçe maçının yedek kulübesini aklıma getirdi. O yedek kulübesi ile bizim yedek kulübesi maç yapsa açık ara fark yeriz.

Gelin gelelim kaybedilen puanın bizim nihai hedefimize taş koyup koyamayacağına bakalım. Değişen hiçbir şey olmaz. Haftaya bu Trabzon, Fener’i yener fark tekrar 10 yani 5 puan olur. 6 puan olmasıyla 5 puan olması arasında da fark yok. Kaldı ki bu maçlar zaten araç, amacımız Şampiyonlar liginde oynamak. İkinci bile olsak bu Feneri Edirneden öteye almazlar, yine biz gideriz gitmesine. De işte kazın ayağının perdeli olduğu o zaman düşündürüyor insanı. Bu takımdan en fazla 5 kişi o büyük maçları kaldırabilir.

Maç benim için kaybedilmiş bir maçtır. Hem oyun olarak hem tabela olarak. Fakat kazanılmış, çıkartılmış dersler vardır. Battal’ın futbolcu olamayacağı, Neco’nun balonundaki helyumun bittiği, Yiğit’in sahalardan setlere geçiş yapması gerektiği, Sabri’nin ne pahasına olursa olsun bu takımın 18 kişilik kadrosunda kalması gerektiği, Grande’nin şapkasında tavşanın zaten olduğu, hakemin kötü yönettiği maçı almak için hakemi de yenmek gerektiği derslerini çıkardık.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana 5 Arena dolusu taraftar bile yetmez.     

21 Mar 2012

Kupa Papazı; Galatasaray 0- Sivasspor 1


MAÇKOSKOP
KADRO:
Ufuk
7
Ebu
5
Semih
5
Ufo
5
Hakan Balta
5
Selçuk
5
Engin
6
Aydın
7.5
Riera
-3
Baros
1
Neco
-4

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
İkinci yarıya Aydın- Sabri değişikliğiyle başlamak. 2-yıl önce biri Aydın çıkıp, Sabri oyuna girerse takımın vitesinin küçüleceğini, dengenin bozulacağını, oyun ve pozisyon üstünlüğünün kaptırılacağını söyleseler hassiktir çekerdim. Sabri bundan sonraki Galatasaray kariyerini amigo olarak geçirirse çok makbule geçer.
VARİL:
Neco; Aslında maçın varili banko Riera ama, yazmaktan bıktık, yerine bu maç Neco’yu koyduk. Neco benim jokerim, takım kötü sonuç aldığında muhtemelen çok kötü oynamıştır. Sevmediğim bir futbolcu olduğundan işim kolay, cezayı kendisine keserim olur biter. Birkaç maç oynadı, bir kaç gol attı, yeter çok bile. Beklenti ne kadar az ise, saldırı da o kadar az oluyor. Benim için normal oyunu oynadı, kendisinden büyük beklentim yok.
GLADYATÖR:
Aydın Yılmaz; Bu adamın oynadığı futbola benim pek muhalefet şerhi koyduğum yoktur. İçimizden yetişen, maliyeti olmayan futbolculara toleransım çok fazladır. Üstelik kendisinden hiç umut kesmedim. Oynaya oynaya futbolcu olacağına inananlardanım. Evlendikten, çocuğu olduktan sonra da sempatim fazlalaştı. Neden çıktı anlamadım?
-
BOROZANCI:
?; Hakem kim hatırlamıyorum? Bekçi murtazayı aratmayan bir performans gösterdi. Çok düdük çaldı, en ufak dokunuşlara faul verdi. Son dakikadaki penaltıyı görmemezlikten gelerek Ziraat Bankası’nın ve ATV’nin ocağına incir ağacı dikti. Bu sezonun majör takımını turnuva dışına attı. Millet Galatasaray’ı seyretmeye üşenirken, Sivas naçını kime satacaksın?  
-
BİR SORU – BİR CEVAP:
Elenmek, takımın konsantresini bozar da, bir sıkıntıya yol açar mı?
Açmaz, elenmemiz sabaha unutulur gider. Daha sonra yangın yerine dönecek pley of maçları sırasında angarya maçları oynamak takımı kötü yönde etkilerdi.     
-
İMPARATOR:
Maçı Grande çok ciddiye almış. Savunmayı aynen korumuş, 76 numaraya işkenceye devam etmiş. Takımın bütün dişlileri beraber çalıştığı zaman randıman veriyor. Bir rulmanı değiştirip, paslı çarkı koyduğunda somut olarak oyun farkı ortaya çıktı. Maçı bitiren takım, bundan sonraki maçları oynasa 9 puan da fark yer, şampiyonluğu teslim ederiz.
-
ORDAKİLER:
Florya’da takımı uğurlayan, karşılayan taraftar yorgunluğunu üstünden atamamış. Maçın önemiyle orantılartsak fazla bile seyirci vardı. Taraftar istese bu turu geçerdi, sessiz sedasız, kazasız belasız turnuvadan çekilmek işlerine bile geldi. Zaten tur atlasa bile takımı artık seyredemeyecekti. Bundan sonraki maçlar tarafsız sahada oynanacaktı.   
-
ANALİZ:
Kupa maçlarını oldum olası sevmem. Benim için tek motivasyonu Fener’in kupayı almaması üzerinedir. Fener elenmiş olsa, Paf takımıyla oynayalım elenelim derim. Ya da Fener kupayı bir kere alsa ben de angarya maçları önemseme derdinden kurtulsam. Maça gitmedim, kadro korkum vardı. Şu kadroyla çıkacaklarını bilsem maça gider, ikinci yarıdaki kadroyu gördüğümde de maçtan kaçardım.
Maçla ilgili pek bir şey yazmayacağım, en ufak bir üzüntü ve heyecan duymadım. Bir iki adam için bir iki kelam edip yatacağım.

Ufuk, kaleci olacak izlenimini verdi bana. Top kurtardı diye değil, topu oyuna verimli soktuğu için en çok. Heybeti zaten var, uçuş tekniği de fena değil, kaleyi kaplıyor. İş doğru hamleler yapmaktı. Bu maçta fazlasıyla rahatsız edildi, varsa hünerini göstermesi açısından iyi bir fırsattı. Yediği golde hatası yoktu, Muso’nun yanında geçireceği yıllardan sonra takımın kalecisi olma yolunda ilerliyor.

İkinci yarıya Sabri ile başladık. En çok etkilenen Ebu oldu. Sabri’yi geride bırakıp gitmesi, savunmada dinamiti bırakıp gitmek gibi bir şey. Nitekim bomba patladı Sabri titreme  nöbeti geçirirken Ufuk topu kaleden çıkarıyordu. Ebu kendisi kalıp, Sabri’yi öne yollasa, serseri ortalar, yanlış pas tercihler, taraftar homurdanmaları, görüntü ve gürültü kirliliğiyle baş başa kalacak Arena Stadı. Golden sonraki çok daha zor pozisyonda Ebu topa müdahele edebildi, muhtemel 2. gol önlendi. Biz yıllarca ne kadar kötü bekle oynamışız da haberimiz olmamış.

Bu maç lig maçı olsaydı Rıza maçı kesin kaybederdi. Çünkü gol attığında yatacak, beraberliğe razı bir oyun ortaya koyacak, intihara kalkışacaktı. Maç kupa maçı olduğundan, berabere kalması işine gelmedi, küçülen Galatasaray’ın üstüne giderek, turu perçinleme yolunu tercih etti.

Grande’yi son zamanlarda çok babacan gördüğümde çok şaşırmıştım. Kafasına para yediğinde bile sinirlenmemesini ermişliğine bağlamıştım. Yanılmışım, meğer Hoca bizim bildiğimiz gaddar Fatih Terimmiş. Sen kalk 5 dakika kala tur gidiyor diye yenik takıma Sercan’ı al, kendisinden turu geri getirmesini iste. Hocam ne sadistmişin de haberimiz yokmuş. Sercan Kardeşin huzurunu kaçırıyorsun. Ne güzel tribünde çekirdek çitliyordu. Seneler geçtikçe daha da kötü olan bu futbolcudan, 5 dakikada iki gol atıp seni kurtarmasını bekliyorsun. Sercan böyle bir futbolcu olsa Relam Madrid Türk kaynıyor, gider orda oynar. Ben Sercan’ın yerinde olsam, Hoca beni oyuna sokarken içimden küfür ederdim. Bak Yiğit Gökoğlan’a. Koskoca Galatasaray’ı tribünden seyrediyor, Hocaya duacı. Yiğit’in futbolculuğu şu. Fabrikaya işçi olarak giriyorsun, çalışan işçileri seyrediyorsun, kendin çalışmıyorsun. Çalışan işçiler uzaktaysa seyretmeye bile gitmiyorsun, maaşın bankaya yatıyo. Hoca unutmuş kendisini yoksa ona da kötülük yapar oynatırdı. Sercan’ın futbolculuğu da şu. Askerde bölğk takımları vardır, futbolu seven fakat oynamayı bilmeyen yüzbaşı, astsubay çıkar gelir oynar. Sen takımın en iyi oyuncusu nefer olarak ne yapacaksın. Katlanacaksın, fırça dayak yememek için.  

Riera’ ya da bulaşıp kapatacağım. Bu kadar kolay maçı oynayamayan futbolcumuz. Hızı sabitlenmiş araba gibi. Yokuşta, virajda inişte hep aynı hızda. İvme diye bir şey yok kendisinde. Maçın her hangi bir anında gözünü kapat, kaleyi tarif edemez. Topla oynuyor, rotası, istikameti yok. Ruhsuz, itici bir tipi var. Bu heriften bize fayda yok. Aldığı parada hakkım olan zerre  kadar olan liramı şimdiden haram ediyorum.

Maçı seyrettim, limitteydim. Eğer Gökhan veya 76 numaradan bir oynasaydı kesin seyretmezdim. Sonra da maçtan kaçamadım. İlk yarı iyi oynayan takımı, kötü oynadığı ikinci yarıda seyretmişsem Emre Çolak’tan gözümü ayıramadığım içindi. Eğer o da kötü oynasaydı televizyonu kapatırdım, şimdi yazıyı kapatıyorum.


Kupa Asıydık, Fener'i izliyoruz. İstikamet Kupa Papazlığı

18 Mar 2012

Bu Korku Size Yeter; Fenerbahçe 2- Galatasaray 2


MAÇKOSKOP
KADRO:
Muslera
9
Ebu
5
Semih
6
Ufo
6
Hakan Balta
7
Selçuk
5
Melo
5
Engin
5
Emre
1
Neco
4
Elmander
7

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
Son saniyelerdi, Selçuk’un içeri kestiği topa golcü dürtü, top üst direkten döndü. Semih, Baroş, Aydın dan birine önüne düşmemesi mucizeydi. O mucize gerçekleşti, Fener evliyaları bir kez daha iş başındaydı. Bu korku onlara yeter. Bundan sonra biz sizi her maç yeniyoruz geyiği yapamazlar.
VARİL:
Emre Çolak; Küçük bünyesi büyük maçı kaldıramadı. Maçta gözükmedi, artı eksi maça hiçbir katkısı olmadı. İlk değişen adam oldu. Banko futbolcu olabilmesi için çok daha fazla büyük maç oynaması lazım.
,-
GLADYATÖR:

Hakan Balta; Takımda maça ağırlığını koyan özel bir futbolcu yoktu. Büyük futbol beklenen futbolcularımız ortalama futbollarını  oynayınca çok rahat koparacağımız maç sıkıntıya sokuldu. Takımda gol atamayan tek futbolcu Hakan’dı, benim sizden neyim eksik dercesine vurdu. Sağ tarafımız emin ayaklarda diye övünürken, Hakan Balta sol tarafa da güvenin mesajı attı. Kadıköy’de yenilgi gören banko futbolculardan bir tek kendisi sahadaydı.   
BORAZANCI:
Bülent Yıldırım; Fener maçlarının daimi hakemi Fırat Aydınus’u beklerken, yeni federasyon ilk sürpriz icraatını yaparak Bülent’i gönderdi. Sow topa, Semih’in kafasıyla beraber vurduğuna ses çıkarmayan eyyamcı, Melo’nun aynı pozisyonda Emre’nin önüne yuvarladığı topa faul çaldı. Bu pozisyonlar dışında eyyamı kuvvetlendirecek, destekleyecek, maçı Metris’e doğru garantileyecek hamleler yapmasına izin veremedik. 
-
BİR SORU – BİR CEVAP:
Top son saniyede direkten döndüğünde 50.000 kişi ne hissetmiştir?
Ömürlerinden ömür gitmiştir. Böyle bir korkuyu iliklerine kadar yüklemek, yenmekten bile daha iyi belki. Son 10-12 yıldır biz stada yeniliyorduk. Artık o lale devri sona erdi,  

İMPARATOR:
Grande bütün haşmetiyle kenardaydı. Takımdan asla ümit kesilmeyeceğinin garantörüydü. Mekanizmada işlemeyen bir şey hissettiğinde müdahele etti. Maçı, üstelik iki mucize golle geriye düşen takımı mükemmel sevk ve idare etti. Bu maçı vermem diye yırtındı. Yatırdı, kıstırdı tam indirecekti, futbolun tanrıları izin vermedi. Av şimdilik kurtuldu, ne var ki hala avcının sath-ı mahallindeydi. Varsın biraz daha can çekişsindi. Pek yakında yeniden görüşülecekti. 
-
ORDAKİLER:
Biz bu defa 2525 kişi olarak orada değildik. Bu defa Dünya üzerine dağılmış milyonlarca taraftar olarak Kadıköy’deydik. O top 5 cm daha aşağıdan gitseydi, belki de Dünya’nın yörüngesini değiştirecek, eksenini kaydıracaktık.  
-
ANALİZ:
Bilmem ki tarih böyle bir uğurlama yazmışmıdır? Seyrediyoruz Osmanlı dizilerini, en kanlı en kritik savaşlara giderken bile Padişah’ı haremdeki karılar, harem ağaları uğurluyor. Binlerce Galatasaray taraftarı görülmemiş bir tezahüratla, bayrakla, meşaleyle takımı yolcu etti.  Otobüse en son binen Fatih Terim’di. Gözlerinden Galatasaray’ın bu maçı asla kaybetmeyeceği okunuyordu. Büyük bir komutanın, teslim alıp götürdüğü çocukları zaiyatsız geri getirdi. Takım yenilse bile aynı taraftar takımı aynı yerde bekliyor olacaktı.

Takım ısınmaya çıkar çıkmaz azılı Fenerliler’in salyaları akıyordu. Kudurmuşlar ağızlarını köpükle doldurmuşlar, bizi bir kez daha boğacak olmalarına emin olarak ortalığı velveleye veriyorlardı. Kim bilir belki biz de aynı şeyleri onlara yapıyorduk? O taraftan bakınca böyle görünüyordu demek. Isınan iki takım futbolcuları bir birleriyle temas etmediler. Pitbull’un hemşerileri karşı takımdaydı, hiç birini tanımazken, Taffarel, Alex’le hasret giderdi. Maçtan sonra git takıl, hatta onla sabaha kadar gez, eğlen bize ne. Ama maçtan önce, maç esnasında tanıma, konsantreni kaydırma.
Galatasaray taraftarının yaptığı kareografi belli ki çok koymuştu, suyun öteki yakasına. Muhtemelen çok daha pahalısını, gösterişlisini yapacaklardı. Saatler öncesinden televizyonun gösterdiği kadarıyla, taklit yapacaklardı. Biz Grande’ye ileri dedirtik ya, onlar da Aykut Kocaman’ın eline bir makas tutturmuşlar, her iki yana da devasa kırmızı perdeler çekeceklerdi. Ne olduysa vaz geçtiler? Kokusu belki de çıkmıştır ama benim haberim yok. Ben daha yeni ayıldım, top direkten döndükten sonra neler olup bittiğinden haberim yok. Gazetede yazan hokkabazların hiç birini de okumam.

Neyse, maç başladı işte her zamanki klasik Fener Stadı tadında. Top bize geldiğinde yoğun ıslık, top onlardayken kısık tezahürat. Takım her zamanki gibi ezberlenmiş ilk 11 iyle sahadaydı. Kulübe sırası bu kez Servet- Ufuk ikilisindeydi. Aykut- Gökhan ikilisi bu maçı televizyondan seyredecekti. Kadro beklediğimiz gibiydi ama oyun beklediğimiz gibi geçmiyordu. Biz Pitbull-Selçukla çökecek, Engin-Emre’yle ava çıkacaktık. Aynı şeyi onlarda düşünüyordu, avla avcı olmak arasında bir anlık gaflet kadar fark ya var ya yoktu. Derken bizim sol tarafımıza doğru gelişi güzel bir orta yapıldı, avuta taca gitmemesi imkansız derken sanki görünmez bir ayak topun dışarı çıkmasını engelledi. Yine gelişigüzel bir orta yapıldı, Semih kafayı koydu, aynı anda siyahi bir ayak can havliyle topa dokundu. Sen ne yaparsan yap, yukarıdaki futbol tanrısı Topius’un maçı nasıl kurguladığını bilemezdin. Top gitti, Muslera’nın uzamasına rağmen ağlara yapıştı.

Hepimiz aynı anda birer duble rakı yudumladık, ve naralar attık. Bir gol daha yesek bile kimse korkmasındı, bu maçta bu takımın ancak ölüsünü yenebilirlerdi. Futbolcumu, yoksa başka bir hüner sahibi mi geldiği günden beri çözemediğim Alex’in önüne bir serseri top düştü. Olanca kuvvetiyle vurdu, bu kez sağ tarafa yaylandı Muslera. Topius Kadıköy göklerinden sırıtıyordu. Yapacak bir şey yoktu, 2-0 geriye düşmekten gayri. Artık Futbol tanrıları başka futbolcuların duasını dinleyeceklerdi. Son saniyede gelip maça bir kez daha müdahele edeceklerini biz nereden bilecektik?

Asıl maç artık 2. Golün santrasıyla başlayacaktı. Futbolculara uğurlama anındaki mahşer hatırlatıldı. Beklenen oyun üstünlüğü ele geçirildi, gol an meselesiydi. Korku dağları bekliyordu, Fener kulübesindeki endişeyi fark eden Neco, topu Elmander’in önüne yuvarladı. Top gol olduğunda, stadı bir ölüm sessizliği kapladı. Devamında da maçla alakası olmayan, maçı seyretmeyen az sayıdaki çapulcunun cılız tezahüratları duyuldu. Taraftarlarının içeriye saldığı korku, futbolculara da yansıyacaktı.

İkinci yarıya takım, aslan gibi çıktı. Avcının kim olduğunu gösterme zamanı geldi geçiyordu. Takımda gol atmayan tek oyuncu Hakan Balta idi. Bu ayrıcalığı içine sindiremediği birkaç maçtır belliydi. Her maç üstüne koyarak geliyordu, elbet o da bir maçta ağları mıhlayacaktı. Kısmet, hacı Volkan’a çıkmıştı. 2-2 yle aynı anda kendimizi yerde tepinirken bulduk. Kafalar bir dünya hayvani naralar atarak, 3. Gölü beklemeye başladık. Eminim Grande, futbolcular geriden gelip, işimize de yarayacağını bildiğimiz beraberliğe razı değildi. Biz ise hiç değildik, hakeme maçı uzatması için yalvarıyorduk.

Bülent Yıldırım, belki Fener’e bir kıyak daha yapma derdindeydi. Maçı her zamanki ortamaların dışında uzattı. Av pusmuş, puandan ziyade, stadın tapusunun derdine düşmüştü. Şampiyonluğunuzu alın, yeterki bizi bu stadyumda yenmeyin dercesine sinmişlerdi. Takımı bekleyen binlerce taraftar Florya’da nöbetteydi, Galatasaray son bir taarruza daha geçti. Faulle durdurdular, maçın santrası yapılamayacaktı. Selçuk içeri kesti, 15-20 çift krampondan Baros’unki topa istikamet verdi. Top üst direkten döndüğünde bile bizimkiler vurabilecekti. Top gitti Yobo’nun önüne düştü. Metafizik bir kez daha bizi buradan galip göndermeyecekti.

Ama olsundu, Galatasaray ligi Şampiyon bitirmişti. Oynanacak 6 maç bize gurur verecek, rakiplere işkence çektirecekti. Şampiyonluk ilamının noter tasdikli suretini almak için biz formalite peşinde 6 maça daha çıkarken Fenerbahçe 6 maç daha ızdırap çekecekti. Kollarına şimdiden serumları bağlasınlar, yoğun bakıma geçsinlerdi.
En yüksek maç notunu Muslera’ya vneden verdiğimi sual eden olursa söyleyeyim. O iki topa o uçuşları yapan kaleci büyük kalecidir. Benim için kurtarılmış şutlardır onlar. Gol diye sayılanların dışında kaledeki güven, topu oyna sokma, maçı geriden idare etmesine hayran kaldım. Zaten Muslera’ya da ancak böyle gol atılabilir atılabilirse.

Takım savaş ve zafer naralarıyla yuvasına dönerken, biz çoktan sızmıştık. Muhtemelen şanına şerefine yakışır bir gösteriye takımı yollayan büyük Galatasaray Taraftarı, çok daha haşmetlisini karşılarken de yapmıştır. Sezon başında yazdığımızı bir kez daha yazalım, ve ayılmaya çalışalım.
Bayraklarınızı çıkartın, Şampiyonu selamlayın.