8 Ara 2011

EME; Galatasaray3- Fenerbahçe 1


MAÇKOSKOP
KADRO:
Muslera
6
Aboo(bu sefer gerçekten aboo, yıllardır ilk defa bir hücum beki seyrettik)
8
Ufo(
6
Hakan Balta
5
Selçk
6
Melo
7
Emre Çolak
9
Elmander
8
Baros
6
Semih Kaya
7
Kazım
6

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
Aslında adını anmamaya yemin etmiştim, hele böyle bir maçtan sonra yakışmaz ama yazmalıyım, kimse yazmaz çünkü. Maç bittikten sonra oyundan çıkanlar dahil bütün futbolcular el ele taraftarların önüne koşup uçtular defalarca. Bir tek o yoktu, maçın bitiş düdüğüyle beraber çekti gitti, ha 5-0 yenilmiş, ha 3-1 yenmiş, mesaisi bitmiş memur gibi gitti, Allahın belası takımın takım olma yolundaki tek çıbanı.   

VARİL:
Yok arkadaş, bu maçta kötü oynayan yok. Bütün takım dinamit çuvalına dönüşmüş.-

GLADYATÖR:
Emre Çolak; Geçen haftaki maçta sinyali almıştım, çok kötü oynanan oyunda birkaç çalımı futbol seyretmek isteyenler için umut tu. Büyük futbolcu olacaksan, büyük bir maça denk gelmişsen büyük oynayacaksın. Gözümde ne cılızlığı, ne güçsüzlüğü, ne yetersizliği kaldı. Özlenen bir Galatasaray genç futbolcusuydu. Semih kaya’dan sonra ikinci banko Türk ve en önemlisi Aslan Yuvası’nın futbolcusu oldu.-

BOROZANCI:
Fırat Aydınus; Büyük maçların daimi hakemidir. Çaldığı çalmadığı bütün düdüklerine kefilim, ne Baros’un yine penaltı almak için kaleciye takılmasını yuttu, ne Bilica’dan topu söken Elmander’e eyyam düdüğü çaldı. Yönettiği büyük maç kötü olmaz. Karizamasıyla, futbolcular ve futbolun yanında hakemi de seyrettirdi, helal olsun, benim 1 numaralı hakemim di yine öyle kaldı.
-
BİR SORU – BİR CEVAP:
Bu oyun konjoktürel midir, yoksa ileriki maçlarda da aynı oyun beklenebilir mi?
Bu oyun, olmayana ergi metoduyla, kötü oyunlar denendikten sonra kurgulanan ve sahaya konulan oyundur. Sisteme müdahele edilmiştir, bu sistem le istesen de kötü futbol oynatamazsın.

İMPARATOR:
İmparatore demek bu maçı beklemiş. Ben dahil, 52.000 kişi imparator diye bağırdık. Hak etti, kendisinin zamanında başımıza gelen felaketi, ancak yine kendisi bertaraf edebilirdi. Korkadığı zaman, çıkardığı takım da kimseden korkmaz. Galatasaray’dan korkulacak artık.
-
ORDAKİLER:
Ordaydık, şu ana kadar rekor sayıda Galatasaray taraftarı hazır kıta nöbetteydi. Kendi sesimizi duymadık elbette, ama muhteşem bir desibel çıkardık ve şov yaptık. Fenerbahçe’ye acıdım.
-
ANALİZ:
Önce Stat atmosferinden başlayacağım. Sıfır rakip takım taraftarı, Fenerbahçe’nin büyük bir takım değil de Belediyespor gibi görünmesini sağladı. Ben razı değilim, hiç güzel bir görüntü değil oynayan için. Taraftar için de aynı şey, biz en azından kendimiz için isterdik orada Fener taraftarının da olmasını. İnsan zaferi doya doya kutlayamıyor.

Takım ilk defa büyük bir takım dizilişiyle sahadaydı. İlk devre hücum ettiğimiz, ve son 20 yılın en büyük topunu oynadığımız periyotta tam da hücum hattının hizasından maçı dikkatle izledim. Hizamdaki forvet fubolcularını zaman zaman sayamadım. Sayaha langırt masası dizilişiyle çıktık. Muhteşem bir 4-2-4 hücum futbolu oynadık. Terim en uçtaki mile 4 futbolcu dizmişti, gözlerini bağlasan bile gol olacağı belliydi. Nitekim oynayan gözünün önüne getirsin langırt masasını. Top en ön mle yakın ve fır fır yapıyorsun. Kime çarpsa gol olacak. Koskoca Fenerbahçe orta sahayı geçemedi, geçsin diye 40-50 metreye Muslera’ya pas verildi, yine basan yok. Sıçan gibi oynadılar. Bahane hazırdı yenilirsen moral bozuk, yenersen Metris’in önü kahveler.

Maçta belki de en çok topla oynayan futbolcu Muslera idi. Fenerbahçelilerin çabasından falan değil, tam benim görmek istediğim biçimde oynunun içindeydi. Normal bir savunma oyuncusu gibi kullandılar kendisini. Uzun isabetli pasları(degaj demiyorum) çoğu zaman Fenerbahçe savunmasını eksik yakalamamıza sebep oldu. Sezon sonuna kadar en az 3 gol asisti bekliyorum Muso’dan.

İkinci yarıya başlarken 7 aralık, acaba olur mu diyen milyonlarca Galatasaraylı vardı her halde. Teknik olarak bakıldığında olabilirdi belki, hele 3-0 dan sonra takımı 6-0 ın leşini kaldırtmaya oynatabilirdi Terim. Ne var ki ilk yarıdaki muhteşem tempo devam etse, belki çok zaiyat verdirirdi, garantisi de gereği de yoktu zaten. Maksat alınan tabelanın bir işe yaramasıydı. Bizim hezimeti yediğimiz sezon Fenerbahçe Avrupa kupalarına bile katılamamıştı.

Ben ençok Emre Çolak’ı beğendim. Aslında Aboo, Elmander, Melo, ilk Fener maçında hem muhteşem oynadılari hem tabelaya isimlerini kazıdılar ama işte bende Galatasaray faşistliği var nede olsa. Ben, bizim futbolcular da onlar kadar oynasalar, benim kararımla bizimkileri galip ilan ederim ya o yüzden. O yüzden Semih Kaya’ya tıpkı Bülent Korkmaz gibi hayran kaldım, bu maçla birlikte de Hasan gibi oynadığı için Emre Çolak’a.

Ey büyük Galatasaray; Büyük Galatasaray taraftarına yakışır bir takım oyunu oynadınız. Tabela hiç önemli değil, vurduğunuz topların hiç biri de girmeyebilirdi. İnanın ilk yarım saatte siz Volkan’ı döverken, içeri topu henüz sokamamışken ben bu yazacaklarımı yazmıştım. Ama şimdi başınıza dert aldıınız çocuklar. Tıpkı sizden öncekilerin Avrupa Kupasını alırken aldıkları dert gibi. Ben o büyük günü gördükten sonra iflah olmadım. Hep o futbolcuları, hep o oyunu bekledim. Ne mutlu ki ömrüm vefa etti de o günlerden bir resital seyrettirdiniz. Şimdi aynı bela sizlerin omuzunuzda. Bundan daha kötü oynarsanız iki elim yakanızda olacak. Sizin gelecek nesilleri, benim kadar bekletmeyeceğinize gönülden inanıyorum.

Yolunuz ve gazanız mübarek olsun çocuklar; ne mutlu Galatasaraylıyım diyene.  

EME;Elmander, Melo;Eboue üçlüsü bundan sonra böyle anılacaktır.

7 Ara 2011

Hepiniz Hasan Gibi Oynayın

Hepiniz Metin gibi oynayın, yenilmekten sakın korkmayın, ruhunuzu koyun bu gün ortaya, aslan gibi çıkın sahaya. Sen ki kupalara layık takımsın, korkma ölmez asla bu büyük taraftarların. Nasılki bu ulusun tacıdır yıldızla ay, yüksel ta arşa kadar şanlı Galatasaray, Taraftarın Cim Bom Bom'usun sen bizim canımızsın, hepimizin kanı sarı kırmızı akar, her maç haykırıyoruz işte seviyoruz seni can-ı gönülden. Sen istersen donatırız stadları bayraklarla, çınlatırız dört bir yanı şarkılarla. Adımız Galatasaray, armamız Aslan, taraftarız ultrAslan, şampiyonluk şarkıları söylenir stadlardan, göklerde yıldız, kalplerde ay, Avrupa Şampiyonu Galatasaray. Türkiye'nin gururu, alkışlayın. Sevinin aslanlar, övünün aslanlar. Alındı kupalar, çekilsin halaylar, zaferlerin kutlu olsun şanlı Galatasaray. Söyle senden başka kimimiz var bizim. Yenilsen de yensen de ben hep aynı yerdeyim. Her takımın tarihi hezimetlerle doludur,  fakat Avrupa Kupaları bizim müzemizdedir ,yürüyedur Galatasaray. Bu akşam 19.30 da çalacak cehennem borusu, hazırız bak,beni yak kendini yak her şeyi yak. Yanardağ ağzında biriktik 53.000 kişi . Ne maçlar yaşandı , Dünya cehennemi bizimle tanıdı. Bekleyin, çıldırın geliyoruz Aslantepe Çocukları ilk savaşa çıkıyor. Haydi Cim Bom, yollara düştük bu gece zafer naralarıyla, savaş sloganlarıyla, gırtlağımızı parçalarcasına, ölümüne, benzeri görülmemiş tezahüratla imtihan vereceğiz.


Ciğerleriniz patlayana kadar oynayın, Zafer zaiyat ister, Hepiniz Hasan olun, gerisini bize bırakın. O zaman öl deyin, ölmeyeni s.kelim. Ne kupa istiyor bu taraftar, ne de şampiyon olmak, iki dileğimiz var Cim Bom, ikiside Fener'e koymak..

6 Ara 2011

Mekan Değişimi;

Son girişte belirttiğimiz mekan kat otaparkı yerine nevizade ''aslanım'' olarak değiştirilmiş ve ulama tarafından benimsenmiştir.

Ordayız, Bekliyoruz

Mecidiyeköy kat otaparkında, saat 2 de eski tüfekle beraber kuruyoruz Galatasaray sofrasını. Sarı formamız, 1000+ numaramızla paneldeyiz. malum rakı haftası, 1 gün ara vermişler, biz dinlenelim diye. Ama dinlenmek yok, Fenerbahçe maçına çıkıyoruz, dünden daha fazla nefter ettiğimiz, ama her daim yarından daha az nefret edeceğimiz Fenerbahçe ile hesap dürme vakti geldi. 6-0 Terim'in alnına yapışan pislikti. Bunun altından kalkacak yegane isim de kendisi. Evire çevire yensek bile beni kesmez, ben gireni çıkarmadan rahat etmem.

Hava kurşun gibi ağır, bağır bağır bağırıyoruz. Bizi tanıyan, okuyan büyük Galatasaray taraftarını Mecidiyeköy'e bekliyoruz. 6. kattan Ali Sami Yen toprağı seyretmeye çağırıyoruz. 250 den fazla Galatasaray maçı seyrettim diyene rakıyı biz ısmarlıyoruz.

Not; değişiklik yapıldı nevizade aslanımdayız. teras katta, formasız gelenler içmeye alınmayacaktır

3 Ara 2011

Şapkadan Tavşan Çıktı; Gençlerbirliği 0- Galatasaray 1

MAÇKOSKOP
KADRO:
 Muslera (üşüdü top gelmedi)
?
 Aboo (o da gol attığı için)
 3
 76(yok hükmünde benim için)
 10
 Gökhan( topun canı olsa küfür eder)
 1
 Hakan Balta(oynarken acı çekiyor)
 1
 Selçuk(dibe doğru yürüyüşe devam)
 -2
 Melo(takımın tek iyi futbolcusu)
 5
 Aydın(Q7 de 7 numara bu da, acı çekiyoruz)
 -3
 Riera(Futbolcu dersek dayak yeriz)
 -7
 Sercan(bu takımda her zaman oynar)
 5
 Baros(tek forvet, gol pozisyonu yok)
 -2

Takımın attığı tek şutun gol olması
- 
ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
VARİL:
Riera; varilliği bırakacak gibi görünmüyor, bu güne kadar seyrettiğim en kötü açıklardan biri. Şu zamanda, futbolun bu kadar para ettiği dönemde bu kadar 5 para etmez adamı bulmak, oynatmak için ordinaryus profesör falan olmak lazım.
-
GLADYATÖR:
sonradan oyuna giren Emre Çolak; Yanlış anlaşılmasın iyi oynadığı falan yok. Bu kadar kötü futbolun oynandığı, tek bir organize atağın olmadığı, iki pası yapabilecek kalitede oyuncunun bulunmadığı maçta, bir iki çalım attığı, atmaya kalktığı için.
-
BOROZANCI:
Tolga Özkalfa; Maç o kadar kötü ki, hakem bu maçı evinden bile yönetebilirdi. Oynanan oyun futbol olmadığı için, maçı yöneten borazancının da hakem olmasına gerek yoktu.

BİR SORU – BİR CEVAP:
Bıktık bu soruyu sormaktan, Galatasaray ne zaman güzel futbol oynayacak?
Oynayamayacak, güzel futbol sıradan futbolcularla oynanmaz. Sıradan futbolculara güzel futbolu oynatacak Dünya'da tek hoca vardı, onu da kovduk gitti, Lucescu idi.
İMPARATOR:
O kadar çok söyledim ki kendisi hakkında, arşivlerden seç ,kopyala yapıştır. Elinde bir İzmir torba, daldırır çeker, tavşan çıktı ne ala, çıkmadı zaten imparatore. 
-
ORDAKİLER:
Nerde olurlarsa olsunlar, Galatasaray taraftarı her zaman büyüktür. Ankara da da büyüktüler, taraftarın temposunu düşürmeye sahadaki 22 kötü futbolcu, kenardaki 2 kötü hocanın bile güzü yetmedi.
-
ANALİZ:


Artık bir işkence halini aldı Galatasaray maçları. Bu kadar da fazla oluyor. Her maç bir önceki maçı arıyoruz. Organize tek atak, 3-5 pas, göze hoş gelen bir çalım seyredemeyecekmiyiz? Önümüzde Fener maçı var diye fazla saldırıya geçemeyeceğim, zor tutuyorum, yazdıklarımı siliyorum. 

Kadro huzurumuza çıktığında sormadan edemiyoruz. Semih eğer Fenerbahçe maçında oynayacak bu yüzden sarı kart riskine girmeyelim diye kurgulanmışsa, bir önceki maç bir sarı kart aldırılıp da temizlenemezmiydi?

Gençlerbirliği bırakın galip gelmeyi 1-0 yenilmeye dünden razı bir oyun sergiledi maç boyunca. Tum'un kendi yaratıp, futbol ilahlarının ıskalattığı pozisyıon dışında kalemize gelmedi, geldiyse de ben görmedim. Muslera geldiğinden beri rahatsız edilmeden bir maç tamamladı. 

Maçı teknik açıdan yorumlamak imkansız. Bu işten para alan spor yazarları kim bilir ne iğrenç yazılar yazmışlardır millet yarın okusun diye. Biz ise ateşlerden geçiyoruz, bizim 200-300 trajlı mahalle takımı blogumuza ne yazalım diye. Çok zorlanıyorum, bu sistemle, tek santrafor oynamakla, açıksız, ilerde çoğalamayan bir kurguyla iyi oyun seyredemeyeceğim. Bir şey seyretmeyince de olumlu şeyler çıkmayacak yazdığım şeylerden.

Yıllar önce Almanya'nın her hangi bir köy takımında oynarken Ceyhun Gülselam'ı, bu Fatih Terim milli takımda oynatmış. Şu takımda, bu kadar cezalı, sakat, bir sonraki maça saklanmış futbolcu varken, ligin en zayıf takımlarından birine karşı bile oynatmayan Hoca'nın aynı Terim olduğuna insanın aklı almıyor.

Golcüler, seri kazmaların arasında kaybolup heder oluyorlar. Baros ilk sene gol kralı olurken, forvet Kewell, Arda, Lincoln ve kendisinden oluşuyordu. O forvete bak, bu maça, hatta yarın Fener maçına çıkan forvete bak, takım küçülme yarışında gibi. Tek bir büyük futbolcusu yok, Ha bizim yok da diğerlerinin var mı? Korkmayalım Beşiktaş maçını atlattık, gördük ligimizin tek büyük futbolcusu Q7 imiş. Fenerbahçe bizden de kötü, iki kötü takımın maçı da langırt maçı olacak zaten, Çarşamba Arena'da görüşelim.


1 Ara 2011

Taraftarlık; Bir Çocukluk Hastalığı

Futbolun patronları neyin peşindeler? Bu en kolay ve en güzel oyunu gerçek sahiplerinden alıp, başkalarına vermeye çalışmalarından acaba ne gibi bir çıkarları var? ortada 100 senede oluşmuş bir sevgi var, sevgi emektir, en çok emek neye geçmişse en çok sevilen o dur. Futbol bu  yüzden en çok sevilendir. Emeğe de saygıları  yoksa, kim bu gecekondumuzun camına taş atan sırça köşklerde oturanlar? Bizi niye ürkütüyorlar?

Bakıyoruz son yıllara ki- her yıl bir öncekini aratır niteliksizlikte- futbolumuzun dümenini doğal rotasının dışına doğru çevirme yarışındalar. Biz bu orta oyununda en önemli faktör olmamıza rağmen, her şey ısrarla bizim istemediğimiz, kabul edemeyeceğimiz, ve mutlaka bizim istediğimiz şekilde bitimleneceğinden emin olduğumuz şekilde gelişiyor.

Futbolumuzun motor gücünü oluşturan takımların tek bir sahibi vardır. O da kayıtsız, koşulsuz, okulsuz, seçimsiz kongresiz, o takımların büyük taraftarıdır. Taraftarı seyirciye dönüştürmek isteyenler, sırtlarında dinamit çuvalı taşımaktadır. Seyirci dediğin adı üstünde bir gösteriyi seyredendir. Seyrettiği şey devamlı iyi olmak zorundadır. Daha önce seyrettiğinden daha kötü bir sunum çıkarsa karşısına yapacağı şey çok basittir. Seyir mahalline gitmez. Taraftar için durum çok farklıdır. Taraftarın tribüne seyretmek için gittiği şey formadır. Formanın içindeki şahıslarla işi yoktur, tabela da yazan rakamlarla, seyrettiği şeyin hiç bir bağlantısı yoktur. Bir sonraki maç yine orada olacaktır.

Taraftarla seyirciyi ayıran en somut parametre de deplasmanlarda oynanan büyük maçlardır. Kadıköy'de maç seyretmeyen, Galatasaraylı, Sami Yen'de maç seyretmeyen Fenerli kendisine taraftarım demeye utanır. Ve bu taraftarlık denen şey de öyle sonradan takınılabilecek bir sıfat değildir. Taraftarlık, tastamam, babadan, akrabalardan, büyüklerden, ya da dönemin büyük futbolcularından, takımlarından, o takımların aldığı zaferlerden bulaşan bir çocukluk hastalığıdır.

Futbol ülkemize bu sene gelmiş olsa, hangi çocuk kimi seyredip de bu illete yakalanacak?, hangi taraftar baba aynı şevkle her hafta çocuğunu maça götürüp taraftar olması için baskı yapacak? Bütün takımlarımız sanki uzaktan birinin bastığı düğmeyle yönetiliyormuş gibi. Her sene 10 ar yabancı gelip, gidiyor, hiç biri tribüne yeni bir taraftar kazandıracak kalitede değil. Bütün büyük takımlar sözleşmiş gibi tek santraforla oynuyor. Langırt masası bile 2-5-3 dizilişiyle sahadayken, koskoca anlı şanlı takımlarımız ileride tek kişiyle oynuyor. Futbol sahaları 20 metre daha uzun olsa o tek kişiyi bile gol atmaya göndermeyecekler. Koskoca maçta taç atışı, geriye garanti pas, ileriye kaleci degajı seyrediyoruz. Gol, kombine, çalışılmış bir atakla değil langırt futbolcularının tesadüfen dokunuşlarıyla oluyor çoğu kez. Gol olduğunda, maksat, yiyen için 2. yi yememek, atan için gole yatmak. Golü yiyen maça ortak olma durumunu devam ettirmek için 2.yi yememeyi yeğliyor. Ancak bir futbol takımı olduğunu 2-0 geriye düştüğünde hatırlayan hoca, golü düşünmeye başlıyor, ve hücum oyuncusu oyuna sokuyor. Böyle bir futbolu taraftardan başka kimse seyretmez. Onu da stada almamak için bin türlü yol arıyorlar, ve ne yazık ki bulduklarını sanıyorlar.

Haftaya  adı  büyük bir maç var. Ülke futbolunun ANAMAÇ'ı. Monşerler aralarında anlaşmışlar. Arena'ya Fenerbahçe taraftarı gelemeyecekmiş. Evet haklılar, Fenerbahçe taraftarı gelmeyecek, ama Fenerbahçe seyircisinin gelmeyeceğini kim garanti edecek? Nitekim İnönü'de çok sayıda Galatasaray taraftarı, seyirci sıfatıyla maç seyretti. Muhtemelen çok sayıda Fenerbahçeli o gün o stadyumda olacak. 40 yılını tribünlerde geçirmiş bir Galatasaray taraftarı olarak çok net konuşuyorum, Fenerbahçe'yi benim kadar sevmeyen biri daha yoktur aralarında. Aynı zamanda Arena'da Fenerbahçe taraftarının olmayacak olmasına da benim kadar isyan eden de çıkmaz. Aslında bir taraftan, deplasman taraftarının, kendilerine ayrılmış yerini oraya gitmeyen birine gösterseler bu kararı alanlar haklıdır diyen çok olur. Stadyumun en kötü yeri orasıdır. Paravanlarla çevrilmiş, tellerle kuşatılmış, sık ağlarla kaplanmış, pis camlarla önü kesilmiş bırakın insanı hayvanın bile orada 3 saat duramayacağı yere tıkıştırılmış, maça ilk gelen, saatler sonra çıkan, normal bir insanı psikopat yapacak bir atmosfer var o bölgede.  Maça gelmek büyük ızdırap, çıkmak daha büyük işkence. Nereye oturursan, lafın gelişi nerede dikilirsen dikil sahanın tamamını göremezsin. Sesini duyuramazsın, tamamen insan hakları ihlaline uğrarsın deplasmana gidersen. Ama dedik baştan, deplasmana giden seyirci ise, kendi takımına ayrılmış tribününe asla gitmez, oraya gidenler, işte taraftar dediğimiz, gitse gittiğine pişman olan, gitmese vicdan azabı duyan gönüllü birliktir. Böyle bir yerde maç seyretmeye, deplasman seyircisinin maçta denmesine benim  de gönlüm hiç razı değil. Ne var ki maça gitmeyi yasaklayanları sebebi, gelenlerin memnuniyetsiliği falan değildir. Ortada bir memnuniyetsilik yoktur çünkü taraftar için.

Ben razıyım bir taraftar olarak. Biz başlatalım kavgaysa kavgayı, barışsa barışı. Güney tribününü Fenerbahçe taraftarına ayıralım. Yeni nesil bilmez, büyük tribün atışmaları, unutulmaz tribün tezahüratları hep böyle bir ortamda çıkmıştır.  Maça gelecek 10.000 Fenerbahçe taraftarı, aynı zamanda 45.000 büyük Galatasaray taraftarının maça gelmesini sağlayacaktır. O  atmosferde oluşacak şov bir sonraki maçlara taraftar kazandıracaktır. Hiç bir Fenerbahçeli ibaresi olmayan stadyum, Galatasaraylıya da hiç bir zevk vermez. Kendi kendine konuşan, bağıran, sevinen 50.000 deliden bir farkımız olmaz.              

Güvenlik sorunu var diyenler çıkıyor. Esas güvenlik sorununu 50.000 kişinin önünde, kafese sokulan, hayvan muamelesi yaptıkları takımının en azılı, en çapulcu, en fanatik 1000 kişi çıkartıyor. 10.000 kişi maça gelse o 1000 kişi aralarında asimile olacak, en fazla yoğun trübün tezahüratları, şovları olacak. Bir sonraki derbi maçta, bu kez Galatasaraylılar daha iyi şov hazırlayacaklar. Bu atmasfori televizyondan izleyen milyonlarca seyirci de, stadyumlarda olabilmek için imkanlarını zorlayacak, taraftar olabilmek için yarışacaklar.

Futbolu yönetenlerin bizim bilmediğimiz bir planları varsa yol yakınken yanlışlarından dönsünler. Kurbağayı kaynar suya attılar, hemen zıplar çıkmasını biliriz biz. Yok ateşi kısık tutarız, yavaş yavaş mayıştırır öyle haşlarız diyorlarsa son sözümüz onlaradır. Eğer biz maça gitmezsek, sizin bu sunduğunuz futbolu seyretmeye gidecek seyirci bulamazsınız. O güzelim anlı şanlı statlara gidecek, kombine alacak 40-50.000 müşteri bulamazsınız demiyorum, bulursunuz. Statü sahibi gözükmek isteyen çok daha fazla insan var. Ama onlar maç seçerler, kötü futbol oynatırsanız maça gitmez, gitse bile maça gitti gözüktükten sonra devre arasında çıkar gider. Hiç birimiz maçta olmasak bile o tribünler bizimdir, 100 senede oluşturduğumuz tribün kardeşliğimizi, 1 senede bozdurmayız. Biz maça takımı mutlaka muzaffer görmek için gitmiyoruz, biz tuttuğumuz takımları şampiyon olsunlar diye sevmiyoruz. Herkes gider biz kalırız, biz taraftarız.

Çocukluk hastalığına yakalanmışız, bu hastalık geçmez, iyileşmez. Yaramıza ilaç yoktur, bu bir aşktır. Bizi rahat bırakın da hastalığımızı başka çocuklara bulaştıralım.

26 Kas 2011

Kötü Oynama Ustaları; Galatasaray 2-Sivas 1


MAÇKOSKOP
KADRO:
Muslera
2
Aboo
2
Ufo
1
Semih
0
Hakan Balta
-2
Selçuk
-2
Kazım
-7
Engin
0
Elmander
-2
Baros
-4
Riera
-6

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
-9 kişi kalmış takım, Sivas can havliyle saldırıyor. Ceza sahamız içinde Ayhan kurşun yarası almış gibi bağırarak düşüyor. Ayağı kırıldı sandık, faul verdi hakem, rakibe sarı kart gösterdi. Pozisyonu tekrar seyredince vah zavallı Ayhan’ım dedim. Şerefsizliğin bu kadarına da pes. Keşke o top gol olsaydı da ben Ayhan’ı, hakemi dolandırırken görmeseydim.

VARİL:
Kazım; Kötü demeye dilim varmıyor, Hoca’dan torpille sahadaki Galatasaray formalarından birinin içine girmiş, futbolcu lisansı olduğu söylenen kansız, ruhsuz bir mikro organizma. Dayanılır gibi değil, bir futbolsever olarak oynadığı oyundan ben utanıyorum. Kendisi bizim midemizi bulandırdığı için para alıyor, yazık.

GLADYATÖR:
Engin Baytar; Kötü takımın eh işte diyebileceğimiz oyuncusuydu. Muhteşem bir kafa attı kaleciye piskopat. 3 maçtan az ceza verirlerse ayıp ederler.
-
BOROZANCI:
Bülent Yıldırım; Bu kadar kötü niyetli, sahtekar futbolcular sahadayken, verdiği vermediği bütün kararlarına hak veriyorum. Baros kendini attı, sarı kartı vermeyerek kıyak yaptı. Koskoca Ayhan’a inanmasın mı? Ben de  olsam inanırdım. Elmander bilerek basmadı ama kırmızıydı.
-
BİR SORU – BİR CEVAP:
-Galatasaray’ı iyi futbol oynarken görebilecekmiyiz?
Asla göremeyeceğiz, takımın başında iyi futbol oynatmama ustası biri varken, futbolcuların çoğu piskopat, sahtekarken, oyuncular kötüyken bizden cacık olmayacak.

İMPARATOR:
-Çok formsuz, aldığı neticeler, attığı goller tamamen tesadüf. Aynı oyunla kazanabilir de kaybedebilir de. Takım langırt tahtası gibi. Gol gök tanrıya kalmış, iyi oyun başka sezonlara.

ORDAKİLER:
Galatasaray’ın geçen seneki oyununu aratan bu futbolcuları seyretmeye bu kadar taraftar gidiyorsa, verdikleri parayı geri almaları lazım.
-
ANALİZ:
-Tavlada marstan kurtulma ustaları vardır. Futbolda da kötü oyun oynama, oynatma ustaları. Bu konuda Fatih Terim’in üstüne birinin olduğunu sanmıyorum. Belki de Dünya’nın en büyük, kötü futbol oynatma ustasıdır. Helal olsun.
Maç kadrolarını gördüğümde, Hoca’nın benim yazıyı okuyup etkilendiğin düşünüp umutlandım. Takım ilk defa savunma oyuncusuz sahadaydı. Sandım ki oyun Sivas ceza sahasında geçecek. Galatasaray’ın bütün hücum oyuncuları oynayacaktı. 10-20 dakika seyrettik ki, futbolcuların ismi forvet oyuncusuymuş, değişen bir şey yok. Diziliş aynı diziliş, çift santrafor sandık, sıfır santraforla oynadık. 90 dakika gol pozisyonsuz geçti. Galatasaray’ın attığı gol de hakem kötü niyetli olsa faul çalardı. Muhtemelen taraftara acıdı da golü verdi. Penaltı, penaltıydı ama o pozisyonda sahtekar Baros istese kaleciyi geçer golü öyle atabilirdi.
Kazım oynamaya mecbur futbolculardan mıdır? Her maç banko oynayıp, akılda kalır bir hareket yapmayabilir mi? Ne zamana kadar sabır gösterilecek. Utanmadan 3 puan aldık mı denilecektir. Vah zavallı futbolumuz.
Langırtı icat edenler en geriye 2, en ileriye 3 futbolcu dizmişler mile. Niye? Oynayan, varsa seyreden zevk alsın, çok gol olsun, maç çabuk bitsin, yenisine geçilsin. Galatasaray hocası ne düşünmüş, ileriye tek kişi-bu maç istisna- geriye 4 kişi, önlerine 2 kişi. Niye? O bilmiyor mu? Böyle oynarsa az gol atabileceğini. Az gol pozisyonuna girilince oyunun kötü olacağını, taraftarın futbola lanet edeceğini çok iyi biliyor. Gol atmak gibi bir niyeti yok, bütün oyun kurgusu gol yememek üzere kurulmuş. Gol yemez isem, bireysel olarak daha iyi futbolcularım var, bir gol atar 3 puanı alırım. Böyle düşünen, düşüncesini sahaya yansıtan hoca için Fatih Terim olmakla Iğdır’lı bir çoban olmak arasında fark yok. Az adamla hücum az gol, kötü oyun demektir.
Bir şehir efsanesidir gider bizim yalan futbol tarihimizde. ’’  Fatih Terim adam eder’’ Piskopat futbolcu olduğu tescilli Engin Baytar’ı tedavi eden Fatih Terim’i gördük. Hakem görmese daha kötü, televizyon görüntülerinden gene 3 maç cezayı çakarlardı. 3 maç da yönetimin vermesi lazım bana göre. Bıktım şu sahtekar, yalancı futbolculardan. Baros gol atmak yerine penaltı almak için uğraşıyor. Daha zorunu yapıyor aslında.
Anlamakta zorlandığım bir olay daha var aslında. Takım 9 kişi kalmış, 2-1 önde ve doğal olarak maçın bitmesine oynayacak. Grande Terim Sercan’ı çıkarıp, 76 numarayı oyuna sokuyor. Yani terim’e göre 76 numaralı sümüklü, Sercan’dan daha iyi savunma yapacak. Oyuna ısınmış Sercan’a beke gel dese olmaz mı? Sercan ayağına gelen topu ileriye doğru şişiremez mi?
Bu sezonun en kötü kenar yönetimini ve en kötü futbolunu izledim. İyi ki maça gitmemişim. Hadi biz mecburuz, Galatasaray formasını seyrediyoruz, başka takım taraftarlarına şu maçı izlettirdiğiniz için vicdanınız hiç mi sızlamadı, yazıklar olsun, her maç bir önceki maçı arıyor, her gelen futbolcuyu seyrettikçe her gideni arıyoruz.
Alın bu 3 puanınızı başınıza çalın, ben saymıyorum. Rıza son lafım da sana, şu takımı yenemedin, gol atmayı 2-0 dan sonra düşünmeye başladın ya, zaten kötü hocaydın, şimdi de küçük hoca olarak anılacaksın artık.

24 Kas 2011

Langırt Ligi Bile Değiliz

Şu paha biçemediğimiz ligimizi bir daha kurcalasak mı acaba? Ligin en kötü futbol oynayan takımı, diğer kötülere 4'er puan fark atınca kurcalamaya geç bile kaldık diyorum ve çuvaldızı kendimize batırıyorum. Galatasaray'ın kısa tarihine bir baktığım zaman, en büyük futbolu oynadığı ve en büyük sonucu aldığı zamanlar çok eski değil. O takımın başındaki Hoca'nın, bu takımın başındaki Hoca ile aynı olduğuna beni kimse inandıramaz. Hatta ben o büyük maceralar da Terim'in katkısının, her hangi bir taraftardan çok daha fazla olmadığını defalarca söylemiş ve ne yazık ki bu günkü takımı seyrettiğimde haklı çıktığımı kendim gözlemlemişim.

Bin defa yemin ederim ki şu an takımda Hagi olsa, Terim oynatmaz. Arif'e ise ancak kupa maçlarında sıra gelir. Şu langırt tahtasındaki dizilişe bakın. İmalatçılar, hangi mantıkla millere dizmiş futbolcuları. İnanılır gibi değil ama langırt 2-5-3 oynuyor. Bizim koskoca Galatasaray, yarın Sivas maçına 4-3-2-1 çıkacak ve bu takımın başındaki hoca da ne yazık ki Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük hocası olacak.

Kim düğmeye basmış sa basmış, 2 kazma bekle oynanacak bu saatten sonra futbol, önlerinde 2 kazma daha ön libero adı altında. Oyun kurucu tarihe karışmış, kimse oyun falan kurmayacak, kalabalık orta saha topu garanti olmadan ileriye asla taşımayacak. İlerde tek santrafor olacak. Olacak ki karşı takımın 4 kazması içerisinde boğulup kalsın. kalsın ki kötü futbolcu sanılsın, her sene her takıma 2-3 tane santrafor transfer edilsin.

Yaşı 40-45 den fazla olanlar, futbolu hem güzel oynayanlar, hem güzelini seyredenler di. Her takımın en gerisinde en teknik, en akıllı, topu ilk başlatan, son kademeye giren, ofsaytı yönlendiren libero denilen futbolcusu vardı. Fatih Terim'de işte böyle bir liberoydu. Şimdi nasıl herkes Messi diye hayal kuruyor, o zamanlar da Backenbauer hayali kurulurdu, en büyük libero oydu. Son libero Popescu idi. Amatör takımlar dahil defansta 3 kişi olurdu. Sağ bek, sol bek, libero iki bek asla bir birlerini görmezdi, tıpkı mildeki langırt futbolcusu gibi. Liberonun önünde 2 stoper olur, bunlardan biri sanki santrafor gibi oynardı. Çok uzağa gidersek Cüneyt Tanman'dı bu teknik stoper, teknik olmayanı Bülent Korkmaz'dı, o da ilk topa basardı. Her daim bu gözler orta sahalarda teknik bir 10 numara seyretti. Sağ açık, sol açık, santrafordan oluşan bir ileri üçlüye alışkınız.

76 numaralı sümüklü götünü her zaman ki gibi dayayabilse de atılmasaydı, cam Gökhan çat diye çatlamasaydı, bu sene en büyük futbolu oynayan Semih, tribünden inecekti diyen tek bir Galatasaraylı varsa içinizde ben bu yazdıklarımı yemem, kemiririm, geviş getiririm. Melo- ki bu sezonun tek sevdiğim yabancısı- ceza almış. Nasıl sevindim anlatamam. Bakın göreceksiniz yerine Ceyhun Gülselam'ı oynatacak, ve hiç bir somut fark göremeyeceksiniz. Hayırlısıyla, Kazım ve Riera'nın da başına bir halt gelse de takım güzel futbolu oynayabilen futbolculardan kurulabilse. Mertan diye biri peyda olmuş A2 takımında. Soruşturdum, Sercan'dan hızlı bir santraformuş, hani eski diziliş olsa çıktığı ilk maçta kalır diyeceğim ama şu lanet olası tek forvetle Messi'yi transfer etsen ayağına top gelmez. Madem tek forvetle oynayacaksın, neden dünyanın dolarını verip Elmander'i transfer ederler? zavallı topa dokunabileceğim diye debelenip duruyor, debelendiği için gereğinden fazla yoruluyor, yorulduğu için de final topuna istediği gibi vuramıyor.

Güzel futbolu Galatasaray'dan beklemek, Kerbela Çölünde yağmur beklemek gibi bir şey. Ya o gün kafadan maç kopacak, ya dedik ya langırt milleri senden yana güzel çalışacak, Kazım'ın ayağına 40 toptan biri oturacak, Riere kendine çalım atarken adam geçecek, gol ortası yapacak, Selçuk'un attığı ince pas rakip kazmalardan hiç birinin ayağına çarpmayacak, falan filan. Kaçıncı haftadayız bilmiyorum, Kayseri maçı hariç bütün maçları dikkatle izledim. Bilinçli, çalışılmış bir atakla gelen tek bir gol hatırlamıyorum. Bu sistemle de hiç bir zaman  en azından ben, Galatasaray'dan büyük futbol, büyük netice beklemiyorum. Bu yüzden de maça gitmiyorum. Alınan yabancı futbolculardan hiç biri, beni Arena'ya koşturacak nitelikte değil.

Biz böyleyiz de diğerleri sanki farklı mı? bizden beterler,  sadece Trabzonspor, sadece Şenol Güneş ısrarla delikanlı gibi iki santraforla oynuyor, bu yüzden de Burak adında bir futbolcumuz olduğunu öğreniyoruz. Burak, Beşiktaş'ı, Fener'i tavaf etti kovdular, bize gelse döverlerdi. Burak, adı gibi uçan tay olsa ne yazar tek başına 5 kazmanın arasında.

İşte böyle bir ligimiz var, sonra bu ligin ortalamasından oluşan Ulusal Takım turnuvalara giremiyor diye kızıyoruz. Hadi langırt imalatçısı kadar delikanlı değilsiniz, bu yüzden savunmayı 2 kişiye indirin demiyoruz. Olamazsınız, gol yememek üzere bir futbol icat ettiniz. Elbet cesaretli Hocalar gittikleri yerden geri dönerler de bir düğmeye  daha basarlar. 3-4-3, büyük takım dizilişine dönülür. Metin-Gökmen-Uğur, Cemil-Osman -Ender, Ömer -Montmeranu-Erdinç, Halil-Fethi- Şevki... gibi forvetleri tekrar seyrederiz.

Acaba hiç bulaşmasak mı? Bu gidişle birileri başka düğmeye basacak, elimizdeki tek santraforu da kaldıracak, gol gol diye bağıran Beşiktaşlılar gibi bu sefer topumuz ağız ishali olacağız. ,,,,            

20 Kas 2011

Gam Yemem Artık; Beşiktaş0- Galatasaray 0


MAÇKOSKOP
KADRO:
Muslera
8
Aboo
6
Ufo
6
Semih
8
Hakan
5
Selçuk
2
Melo
-3
Engin
1
Kazım
0
Ayhan
-2
Elmander
5

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
-Aylardan sonra BAM üçlüsünden Ayhan’ın son maçın ikinci yarısında gösterdiği performansla ilk 11 başlaması. Ben hariç herkesin beklentisini yerine getirerek iğrenç bir oyun oynaması. Yerine asıl kaptan Sabri’nin girdikten ve nasıl oynayacağı merakla beklenirken ilk mücadelesinde sakatlanarak oyundan çıkması.

VARİL:
-Melo; Şu maça kadar en büyük oyuncumuz diye adına şiirler yazdığımız oyuncumuz, çıktığı ilk yarım büyük maçta oynadığı futbolla, İtalya’da kendisine yılın bidonu namını yakıştıranları haklı çıkarttı. İğrençti, Allahtan bu oynadığı ilk maç değildi. Yoksa şimdiden bizim tayfa da aynı fikirde olacaktı. Ne var ki daha önce oynadığı oyunlar kredisini kolay kolay tüketmez.

GLADYATÖR:
Muslera; Maçın adamıydı, yaptığı kurtarışlarla büyük takımların büyük kalecisi olduğunu gösterdi. Tam bir kurtarış kalecisi, konsantre olduğunda cepheden gol yemez. Penaltı olsa kesin kurtarırdı. Maçın golsüz bitmesinde baş rolü oynadı.
-
BOROZANCI:
Cüneyt Çakır; Kendisinin hakemliğini beğenmem, ne var ki her türlü kararının arkasındayım. Büyük maçların hakemi, gördüğünü çaldı, hatasız bir maç yönetti.
-
BİR SORU – BİR CEVAP:
Deplasman seyircisinin maça alınmaması doğru mu?
Deplasman seyircisinin alındığı yerde bizzat bulunan biri olarak federasyonun bana göre en haklı kararıydı. O tribünde en fazla 50 kişi sahanın tamamını görebilirdi. En az % 20 olmadıktan sonra hiç gidilmesin daha iyidir. Gidenler hem maç seyredemez, hem maç öncesi ve sonrası hayatlarının en büyük eziyetlerini çekerler. Gitmeseler vicdan azabı çekerler, giderlerse de vicdanlarının dışında ne varsa o kadar eziyet çekerler.  
-
İMPARATOR:
Maça çok haklı bir 11 le çıktı, takımı çok iyi yönetti. Çıkardığı ve soktuğu adamlar yerindeydi. Maçı tamamen forvet oyuncularıyla tamamladı. Melo’yu tam zamanında çıkardı, iki büyük hatasından sonra ikinci sarı kart an meselesiydi.
-
ORDAKİLER:
-Şu resim bizimkilerin tribünden çektiği resimdir. Maça Galatasaraylı alınmadığı doğrudur da, içeri girmediği doğru değildir. Televizyonun gösterdiği anlarda bağırmayan Beşiktaş’lıların bir çoğu Galatasaraylıydı. Büyük Galatasaray taraftarı Alp'in tribünden çektiği bu  resim taraftar önüne çekilme istenen engellere başkaldırıdır. 

ANALİZ:
-Artık gam yemem. Ulusal takımın, dolayısıyla ülkenin en büyük diye yutturulan, nice hocaların mezar kazıcılığını yapmış iki büyük kazmanın, birini trübüne diğerini  kulube koltuklarını pas pas yapmaya gönderen Semih’i stoperde gördüm ya benim bu sene işim bitmiştir. Maçın neticesi ne olursa olsun görüşüm değişmeyecekti. Sakatlanmadığı sürece artık Galatasaray savunmasının bel kemiği Semih’tir. Hepimize kutlu olsun.

Uzun yıllardır, ilk defa maçtan önce benim yazdığım beklediğim bir 11 sahadaydı. Takım sıfır kazmayla ve taraftar tarafından uzak ara kabul görülen bir şekilde sahadaydı. Bir önceki maçın ikinci yarısında Ayhan çok iyi , Sabri de ortalama altı oynadığı için kaptan olarak hiç beklenmedik bir hafta da bir derbi maçında takımın başındaydı. Taraftarın beklediği oyunu oynadı, ve son barutunu geçen maç attığını ilan etti. Bir sonra ki maç yedekte başlar, sonra da trübüne çıkar ve emekliliğini bekler.

Orta saha oyuncularımız bu sene ki ortalamalarının altında bir maç çıkarttılar. Bu yüzden Elmander ilerde çok yalnız kaldı. Gol kişisel hatalara bırakılmış gibiydi. Ben Egemen’den bekledim bu kişisel hatayı ama somut bir hata yapmadı. Organize, bilincki bir gol atağı yapamadık. Kazım’ın ruhsuz, sıradan bir maç oynar gibi oynaması, dikine içeri bir hamle yapamaması bizim adımıza kısır bir pozisyon dezavantajı yaşattı.

Beşiktaş’ın nasıl oynadığına dikkat edemedik amam biz kendi takımızı izlerken gördük ki Muslera geldiğinden beri en iyi oyununu çıkardı. Kalede çok güvenli duruyordu, uzun yıllardır yüreğimizin ağzımıza gelmediği bir büyük maçı bitirdik. Uzun yıllardır böyle bir kaleci performasına hasret kalmıştık.
Semih Kaya’nın yatarak önlediği gol, bizim bu bölge için yıllardır neden yırtındığımızın ilanıydı. Ortalama, mevcut kazma stoperlerimizden biri oynasaydı, aynı pozisyonda ayakta kalıp hedefi küçültmediği için golü yemiş olacaktık. Emre Aşık’ı seyreder gibiydik. Hem soğukkanlı, hem çevik, muhtemelen de ahlaklı bir Galatasaray sporcusu. Arkasında Büyük Galatasaray taraftarı var ve bu maçı çok rahat atlattıktan sonra yolu açık. Uzun yıllar Galatasaray stoperidir, 3 numaralı tarihi Galatasaray forması artık onundur. Hepimize kutlu olsun.

Berabere, üstelik 0-0 biten maçlardan hep tiksinmişimdir. Sanki gol yesek çıkaracaktık gibi bir görüntümüz vardı. Engin Baytar’ın son toplarda yanlış tercihleri bizim gol yollarında kısır kalmamıza sebep oldu. Elmander’i orta saha topla çok az buluşturabildi, o da çoğunda kalabalık Beşiktaş savunmasında ezildi. Daha sonra  yardıma Baros yetişti ama ilk yardım çantasını kulübede bırakmıştı. Her zaman ki gibi topu ellemedi ama mutlak kıl payı ofsaytlarından kurtulamadı. Ne yardan ne Baros’tan geçilebiliyor.

Maça Galatasaray taraftarı alınmadı, bilenler bilir biz daha önceden biliyorduk. Beleştepe’ye ikinci yarı içeri giremeyen Galatasaraylılardan bir gurup geldiler ve meşale yaktılar. Çok iyi organize Beşiktaş taraftarı’’saldır Beleştepe’’ diye bağırdı. Ama maçı verenler, tribün kültüründen haberdar olmadığından ne anlayıp orayı gösterdiler, ne de taraftarın bu yezahüratına bir yorum getirebildirler. İlan edildiği üzere 65. Dakikada biz de üşüyoruz diye üstlerini çıkartan Beşiktaş taraftarına sempatilerini sunuyorlardı, ama kaçırdıkları bir gerçek te bu kadar duyarlı diye övündükleri seyircilerin Engin Baytar’ın annesine ettiği çok ağır küfürleri duymamazlıktan gelmeyi yeğlemişleridi.

Önemli maçlar berabere bitti, beraberliğin zerre üstü bir tabelayla 3 puanı cebelleze götüren Kadıköy, haftanın kazananı oldu. Langırt ligimizin bir haftası da geride kaldı. Play offlara kadar böyle, bunlar tatbikat asıl savaş o zaman. Bizim için övünülecek şeyson 3 maçta gol yemememiz. Bunda kazmaların olmaması kadar kalecinin de takıma adaptasyonunun tamamlanması denebilir. Bu maçta Beşiktaş pozisyonları defans hatalarından meydana gelmedi. Sabri’nin sakatlanması alınamayan 2 puandan daha üzücü oldu. Geçmiş olsun hepimize.