20 Eyl 2010

Testi Kırılmadan

Tükürdüğümüzü yalıyoruz, bir daha yazmayız demiştik tekrar huzurlardayız. Bu Galatasaray beni daha çok yalancı çıkartır.Olsun renkleri sağ olsun, ama en azından beni iki nesildir, Sami Yen tribünlerinin ortasında görenler artık göremeyecekler çünkü kombine almadım. Şu ana kadar da televizyondan tam olarak hiç bir maçı izlemedim. Kendimi Galatasaray maçları için Metin Şentürk gibi hissediyorum. Seyretmesem bile seyrediyorum.

Tek golle 10 puan aldığımız bir haftadan sonra, yani henüz testi kırılmadan bu sezona katkıda bulunmak istiyorum. Kötü oynuyoruz, kötü oyunumuz devam edecek. Peki neden kötü oynuyoruz?

Kaleciden başlayalım. Galatasaray kalesi tarih boyunca çok kötü kaleciler gördü. 14 sene boyunca şampiyon olamadığımız periyotta en az 10 tanesinin sorumlusu kalecilerdi. Fakat hiç biri Aykut'tan daha kötü kaleci değildi. Şu an yedek kalecilerin cebine para doldurmaktan başka bir işe yaramayan kaleci hocası Nezihi dahil. Yerine geçen Ufuk iyi mi? peki. Bilmiyorum, görmeden seyrettiğime göre değil. En azından büyük takım kalecisi değil şu anda. Topu gelişi güzel oyuna sokan kaleci benim için bir doksandan diğer doksana top kurtarsa bile boştur. Kurtardığı top iki dakika sonra yeniden başına bela olacaktır. Kalecinin zerre aklı varsa topu oyuna elle en müsait adama aktarır. Aktardığı adam, boru değil Galatasaray futbolcusudur kolay kolay topu kaptırmaz. Sen de kalede rahat edersin. Tafferel'in iyi kaleci olara tarihe geçmesinin tek sebebi budur. Akıllıydı, topun nereye geleceğini tahmin ederdi, ve topu en az Popescu kadar narin oyuna sokardı.

Ufuk topu oyuna nasıl iyi sokacak peki?  Geriden topu alacak adamlar Neil ve Servet. Servet'i oynatacaksan Neil'i oynatmayacaksın. Yani ikisinden biri fazla. Geçen yıl Sarp ve Topal'ın biri gereksiz diye yırtınmıştık. Şimdi aynı yırtılmayı savunmanın durdurucuları için yapıyoruz. Servet büyük takım topçusu değil, ha milli takımda oynatanlar keriz mi? değil. Yanında Gökhan Zan'ı oynatıyorlar. Gökhan Zan'ı Galatasaray'a alanlar da keriz değil.Bu adamları ya beraber oynatacaksın, ya ikisini birden oynatmayacaksın. İki kazma, topu tehlikeli bölgeden mümkün olduğunca uzakta tutabilirler. İyi oyun nerde mi? hadi gidin be işinize, adamlar1-0 olsun bizim olsun futbol severlerinin olduğu ligte top oynuyorlar. Bizim gibi futbol dilencilerinin futbolcuları olacak değiller ya. Milli takımlarda daha iyi oynuyor gözüktükleri falan yok. Türk Ulus Takımı, oynadığı maçların çoğunda baskın olan taraf olduğundan, top bizde daha faza kalıyor. Çoğunda da galip olduğumuzdan görevlerini yapmış görünüyorlar. Şimdi Almanya'daki maçta göreceğiz, kazmaların kaç karat geldiğini.

İleri uca Misimoviç gibi bir usta transer edilmiş. Daha çok ustalar gelir gider de, biz şimdikini bir masaya yatıralım. Eğer bilerek alınmışsa- ki sanmıyorum- yazık olmuş. Gerisinde Ayhan ve Sarp'lı bir çıpayla oynamak mecburiyetinde olan Miso, kariyerinin en kötü sezonun geçirecek. Muhtemelen yakında yedek kulübesine oturacak ve kaçacak takım arayacaktır. Orta sahadaki 16 numaralı futbolcumuz yüzünden Galatasaray'a, onu oynattığı için Reykart'a küsmüş bendeniz gelecek, oynanacak maçları da görüyorum.

Mustafa Sarp için aralıksız 2 gün konuşabilirim. Kelimeler yetmiyor, ancak mutlulukla takip ediyorum ki benle aynı görüşte olanların sayısı çoğalıyor. İddia ediyorum onun yüzünden bu sene kapalıda büyük bir katliam çıkacak. Hangi maç olacağını da söyleyeyim. İlk puan kaybedilen maçta sırtı sahaya dönük,''bağırın lan''cı çapulcular, Sarp'a küfür etmekte olan bizim çocuklara dalacaklar. Mustafa Sarp; uğruna katliam çıkacak Galatasaray futbolcusu, lanet olsun. Hadi Arda için, Hagi için de benzerleri olmuştu, tribünlerin tansiyonu fırlamıştı. Bu 16 numaralı yaratık yüzünden iki kişinin küfürleşmesi bile fazla. Elinden geleni yapıyormuş, Galatasaray'lıymış, öyle diyor bazı Polyanna taraftarlar. Trübünden en az 10 kişi iner sahaya elinden değil de kalbinden geleni yapmak için. Onun yerinde para verip te oynayacak oynadıktan sonra ölmeyi göze alacak yüzlercesi vardır. Kötü oynumuzun baş sebebidir. 16 numaranın banko oynadığı bir takımın iyi futbol oynama ihtimali, bir maymunun bilgisayar başında rast gele tuşlara basarak evrim tarihini yazması ihtimali gibi bir şeydir. Mustafa Sarp'lı bir takım eğer iyi oyun oynamışa bilin ki başka birileri hayatının en büyük topunu oynamıştır.

Pino, Baros, Kewell, Arda hücum hattını kuracaksan, ne işi var sorumluluk almayan, saklanan, taç atan futbolcudan kaçan bu futbolcuyla. Dünyanın en az pas hatası yapan futbolcusudur muhtemelen. En akıllısı aynı zamanda. Topun nereye gideceğini biliyor, muhtemelen aynştayn beyni var kendisinde. Galatasaray yenerken bir golde kendisi bulup istatistiği yukarda tutmak istiyor. Aynı yollardan Mehmet Topal geçti. Sakatlanma ihtimali olan topa dalmaz, sarı kart almaz, oyundan atılmaz. Riskli pas atıp da tabelacıya top kaybı yazdırmaz. 30 yaşındaymış, 50 yaşına kadar oynar. Galatasaray kaybederken fazladan 1 km daha koşar. En hazla koşan futbolcu listesinden inmez. O kadar vitamini, ilacı, pirzolayı, antrenmanı, parayı kaplumbağaya verseler, tavşana nal toplatır. Velhasıl kelam Sarp'tan tiksindiğimi bir kez daha yazıyorum. Kötü futbolcu çok gördük, kimis Cihan'ı, Orhan Ak'ı, Volkan'ı falan örnek gösteriyor. Tamam kardeşim onlar da kötüydü. Ancak sadece kötü futbolculardı. Cihan orta yapar, taca giderdi küfürü yerdi. Orhan çalımı yer taraftarı çıldırtırdı. Ama görürdük kendilerini maçta. O yüzden gözümüze batar küfür ederdik. Sarp'ı göremiyoruz. Büyük bir hüneri var bizim bilmediğimiz,sadece Raykartın bidiği. Ya bir metafizik gücü var topa yaklaştığında top uzaklaşıyor, ya lama gibi bir salya salgılıyor veya başka bir şey. Futbol dışı bir bit yeniği var bu işte. Orta sahamız kötü diye    yırtınacaksın, geçen  İngiliz liginde en fazla forma giymiş Arnavut'u, artık bilerek mi bilmeyerek mi takıma alacaksın ve yedek bırakacaksın. Biz de bu hocaya iman edeceğiz. Bu takıma il yazılacak savaşan Cana'dır. Yazamıyorsan da ilk gönderilecektir.

Bir önceki yazıyı, yazmayacağım diyerek kendime saklamıştım. Dayanamayıp yayınladım. İster inanın ister inanmayın maçlardan önce yazdım. Bu sene Baros'tan da fazla bir şey beklemeyin. Ona top götürecek Misimoviç, Sarp yüzünden topları diri karşılayamayacağından iyi servis yapamayacak, Baros yanlızları oynayacaktır. İnadım inat taktiği çekirgeyi bakalım ne kadar zıplatacak?

Hiç mi umut yok peki? Olmaz olur mu? Bir gün mutlaka eğrisi doğrusuna gelecek(Reykart'ın bilerek yapacağından umudumu kestim) Servet ve Sarp'ın 18 de bile olmadığı bir takım sahaya çıkacak. Artık kime denk gelirse o takım sezonun en büyük futbolunu oynayacak, unutulmaz goller atılacak, taraftar son yılların en büyük coşkusunu sahaya yansıtacak. Ve ben önce televizyon başına, sonra Sami Yen stadının kapalısının orta yerine,  40 yıl boyunca siperlerini kazdığım mevzilerime geri döneceğim. Umarım Sami Yen'de bir daha maç seyrederim.

Ya ben Sami Yen'de maç seyredemezsem. Alın kalemi kağıdı elinize not düşün. Ligin son maçının kadrosuna bakın. Eğer kalede Aykut, geride Servet, orta sahada Sarp varsa bilin ki takımınız 5.lik maçına çıkıyordur.

Taraftarsınız ya çekersiniz cefa.        

19 Eyl 2010

Galatasaray'ın 2010-2011 sezonunun MR'ı

Yazmıyorum söz verdim. Meğer ne zormuş yazmamak. Yazdık, 3 sene boyunca, hiç bir şey değişmedi, hatta bana göre daha geriye gitti. Yazmasak gönül razı değil. En iyisi kendimize saklamak her halde.

Surinamlı yaktı beni. Çok güvenmiştim kendisine. Sanmayın ki Galatasaray'ı şampiyon yapacak, Avrupa Kupalarında tur atlatacak diye değildi şerefsizim. Çaylak, ardından kapris kaptanından sonra can çekişen asil Galatasaray ve Galatasaraylı ruhunu depreştirebilecek, tribünleri yangın yerine çevirebilecek tek isim Surinamlı'ydı bana göre.

Tabelayla işim olmadı, hiç bir zaman da olmayacak. Barcelona gibi top oynatmasını bekleyen de yok bu kazmalara. Daha önce gördük, dündü oysa; top bizdeyken mahşerin atlıları gibi saldırdığımız, top rakibe geçtiğinde kan kusturduğumuz, yenik duruma düştüğümüzde oyunu forselediğimiz, bize golü atan takımı doğduğuna pişman ettiğimiz günler, maçlar.

Büyük Galatasaray tarihi büyük geri dönüşleri kanla irfanla yazmıştır. Reykart'ın Florya'ya indiği an ki heyecanım, Galatasaray'ın ilk maçına gittiğimdekinden az değildi. O yüzden yaşadığım travmayı atlatmam kolay olmayacak. Çok büyük bir yanılgı ve hayal kırıklığı yaşadım. Aşırı sevdiğim bu büyük futbolcuya şimdilerde duyduğum nefreti sizlerle paylaşamam. Sizlerin de kafalarınızı karıştıramam. O yüzden çekip gittim buralardan.

Reykart giderse düzelir mi? Düzelmesi gereken şey, bir hocanın, bir futbolcunun yapabileceği şeyler değil. Defalarca yazdım, bir kez daha yazmayayım. Kısaca kelam edeyim. Hırsız çetesi dağılmaz, dağıtılamaz. Galatasaray'ın sürekli başarılı olması işlerine gelmez. Tarihimizin en şanssız başkanı Faruk Süren'dir. Zavallı Başkan'a yüzyılın takımı, Hagi bonusuyla rast geldi. Transfer yapamadı, hoca kovamadı, komisyon alamadı, Romanya'dan öteye  futbolcu almaya gidemedi. Üstelik kendi işini de batırdı emekliye ayrıldı. En şanslı Başkan ise Adnan Polat'tı. Üstelik en akıllısı. Galatasaray kötü oldukça kasalarını dolduruyor. Elendikçe transfer, yenildikçe transfer....Sakat futbolcuları getir, doktorlara iş çıkar.

Toparlayacak olursam, bu sene Reykart'tan bu ortamda hiç bir şey beklemiyorum. Adamlar seçiyorlar, her yaptıkları şey olumsuz manada tam isabet kaydediyor. Matematikteki iki eksinin çarpımı gibi bir şey. Ne yaman çelişkidir, biz seviniyorsak bilinki onlar üzülüyordur. Biz kahrolmuşsak onlar hedefi 12 den vurmuştur.

Galatasaray'ın oynadığı son lig maçının kadrosunu gördüğüm anda Surinamlı'dan nefret ettim. Adam değilmiş, Emre Aşık'ı ilk 11 koymayıp 10 gün sonra kaçacak adamın ekmeğine yağ sürdüğü, Galatasaray'dan ayrılsa başka hiç bir takımda oynayamayacak olan futbolcularla sahaya çıktığı için ayrıca şerefsizin dik alasıymış. Bütün bu olanları kendi yapıyorsa ki hala sanmıyorum futbolun alfabesini bile bilmiyormuş. Emir kulu, Adnan giller ne derse onu yapıyor, o da şebekenin has evladı olarak cebellezini doldurup sırasını başka bir hırsıza bırakacağı günleri sayıyor.

Bu hafta çıkacak takıma bakınız. Kalede Aykut, çerçeveyi bulan ilk topu içerden çıkarma ustası. Sabri sakat, sakat olmasa ne olacak o ayrı da yerine oynayacak Ali Turan bu ligin belki de en kötü sağ kanat oyuncusu. Götüyle top oynayan Servet, Lucas Neil'in dengesini bozacak. Kötü oyunu çekilmez, Hakan Balta, 16 numara yanına bir kazma ön libero daha. Sakat olduğunu bilerek aldıkları Pino, sağlık ekibine teslim. Cana'nın ne olduğunu yakında öğreneceğiz.

Kewell, sakatlanana kadar taşır Galatasaray'ı. 5 maç üst üste oynayamaz. Baros'dan da bu sene ben bi bok beklemiyorum. Adeleleri yalama olmuş, ya koşmaz, ya yeniden sakatlanır. 2 sene sözleşme yaptıklarına göre garanti sakattır. Buraya yazıyorum iki sezonda toplam 20 maça çıkamaz. Arda olmasın topu rakip 18 içine sokamayız.

Reykart Aslantepe'yi göremez. Aslantepe'yi bu sene yabancı takımlar da göremeyecekler. Bu sene maça gitmeyeceğimi anons etmiştim. Galatasaray'lı futbolculara küfür etmemek için sevdamdan vazgeçiyorum. Aykut'un kalede, Servet'in stoperde, 16 numaranın orta sahada olduğu bir takımı televizyondan bile seyretmeyi düşünmüyorum. Bu adamların, Aslantepe Stadının ev sahibi soyunma odasında forma giyip çıkarmasına nasıl dayanacağım bilemiyorum. Bir kez daha yazıklar olsun diyerek, tarihe not düşmek istiyorum.

Zulüm köpeklerine kaldı nazlanarak gezdiğimiz sahalar, stadyumlar.
Uyan ey yaralı, kükreyen aslan taraftar, bu gaflet uykusundan.

not; bu yazı lig başlamadan,  o dandik avrupa kupası maçından önce yazılmıştır.

17 May 2010

Mahalle Takımı Dağıldı; Elveda

 Ey Büyük Galatasaray Taraftarı;

Sizlere veda etmenin zamanı geldi, ben de bu kutsal, mübarek günü bekledim eyvallah demek için. 2 yılı aşkın bir süredir, 1000 yazıyla sizlere bir şeyler anlatmaya çalıştım karınca kararınca. Ne mutlu ki, anlattığım her şeyde sapına kadar taraftım. Yapabildiğim kadar eşit, adil bir taraf olmaya gayret ettim. Yazdıklarım sadece Galatasaraylı'lar içindi.  Amacım, bir taraftan Galatasaray'ı biraz daha fazla kişiye tanıtıp, sevdirmek, zaten sevenlerin duygularına ortak olmak ve Fenerbahçe'den de biraz daha fazla uzak durulmasını sağlamaktı bizimkilere. Diğer takımlar için ise hiç bir görüşüm olmadı, bizim maçların dışında maç izlemem. Kaldı ki son 3 maçımızı bile izlemedim. Ve Fenerbahçe'nin maçlarını da oynadığı rakip açısından izledim, ne zaman Fener maçı koparırsa o zaman ayrıldım.

Yazdığım yazılardan hiç biri hiç bir hakka mahfuz değildir. İsteyen istediği yerde kullanır. Sayfalarımıza istemeden de olsa bulaşan başka takım taraftarlarına ise lafım yok. Ettikleri küfürleri bile iade etmiyor, tartışma zemini açılsın istemiyorum.

Bugün hem kendi takımımızın hem ülkemiz adına en büyük maçına çıktığımız ve muzaffer ayrıldığımız günün 10.yıl dönümü. Hepinize kutlu olsun. Günler ne çabuk geçti, daha dündü başka bir ülke topraklarında kupayla şehir turu attığımız gün. Öyle bir unutturulmaya çalışılıyor ki, sanki 2 senede bir olan hadise. Bugün Fenerbahçe'nin bir final daha kaybetmesi üzerine bütün gazeteleri okudum, ne mutlu ki bizim 17 mayıs 2000 hiç birinde tek satır bile geçmemiş.     

Renkdaşlarım, az zamanda çok ve büyük işler yaptık diyeceğim ama yalan olacak. 100 seneyi aşkın senede kıyısından köşesinden bir Avrupa Kupası'nın kulpundan tutmuşuz. Tuttuğumuz için 2. sini oynama hakkı kazanmışız ve ona da yapışıp çekip getirmişiz hepsi bu. Gerçi bizim dışımızda hiç kimse yanına bile yaklaşamamış ama bize ne. Biz kendi kahramanlığımıza ve kendi yüksek kültürümüze bakıp daha değerlilerini kazanmalıydık.

Bize bunları söyleten şu son senelerin köhne, kokuşmuş, silik, sönük ruhsuz yapımız değil elbet. Biz büyük Galatasaray ailesinin  zaman zaman depreşen asi ruhunu sahalara yansıttığında neler yaptığına şahit omuş neslin ahvadıyız. İşte 10 sene önce hortlayan o ruhtu kupaları alıp getiren şey. Şimdilerde kaybettiğimiz, şebekelerin elimizden, içimizden aldığı, bende biten, çoğunda can çekişen asil Galatasaray ruhu.

2 yıldır pek çok yazımı okudunuz. Bahtiyarım ki çoğunda isabetsizliğe uğramamışım. İsyanım hiç bir şeyi kafi görmeyişimdendi. Birlik ve beraberlik içinde 40 sene tribünlerde ömür tükettiğimden, neler yapabildiğimizi görüp, şu son yıllarda neden yapamadığımıza başkaldırdım. Bir kere daha ve son defa söylemeliyim ki bu sene ki maç kadrosu kadar Galatasaray ruhundan uzak bir takım asla seyretmedim.

Şampiyonluğun gittiği Sivas maçının son saniyesinde dandik bir gol yeyip de sakız çiğnemeye devam edeni, Ali Sami Yen'de oynanan Fenerbahçe maçını jübile maçıymış gibi oynayanı, tribünler yırtınırken yanlarına gitmeyi zül sanan 20 metreye pas atamayan kazmaları, en önemli maçın öncesinde kadroda değil diye Fenerbahçe Burnunda nargiler içenleri, maçtan sonraya randevu verip, maçın sonucu ne olursa olsun programını uygulayanları, taraftara küsen kaptanı, gol atıldığında fazla sevinmeyip, gol yendiğinde hiç üzülmeyeni, bir hata yapmış, gol yedirmiş arkadaşını kurtarmak için insan üstü futbol oynamayanı, gol atıldığında somurtan yedek kulübesini, Fenerbahçe'yi şampiyon yapmak için her yolu deneyenleri, bir maçı alsa, 100 metre daha fazla koşsa, bir gol fazla atsa şovun içinde kalabilecekken ölü gibi oynayanları, velhasıl en az Galatasaraylı'yı bünyesinde barındıran bir takımı ben 40 sene sonra, veda senemde seyretmiş oldum. Canları sağ olsun.

Galatasaray'ı sevdirenleri de yazdık bu sütunlarda, futbola lanet ettirenleri de. Gözümüzde büyüttüğümüz bi bok olamayanların foyalarını ortaya çıkarttık. Bütün maçları sıcağı sıcağına Ali Sami Yen dışına, taraftar gözüyle ilettik. Tabelayla işimiz 40 sene boyunca olmadığı gibi yazdığımız son 2 sene içinde de olmadı. Şampiyonlukları, kupaları, destanları da canlı yazmak isterdim, Arsenal maçını yazmak isterdim mesela. Real Madrid maçını. Unutturdular, Şampiyonlar Ligi'ni biz kurmuştuk oysa, bizi de unuttular.

İsteseydim tarafsız görünür daha fazla insan tarafından okunabilirdim. Ama baştan söyledim tarafım, hatta tarafsız insanlardan nefret ederim. Sadece futbolda sporda değil, yaşamın her alanında en az iki kişi karşı karşıya gelmişse ben mutlaka tarafımdır. Tarafım diye, haksızlıklara seyirci kalamam. Benim taraf olduğum takım haksız yere maç kazanırsa en başta ben kabul etmem. Bir Fenerbahçeli blog yazarının sitesine girmem, girsem de yüzüm buruşur hemen uzarım. Aynı şekilde benim yazdıklarımı okuyan Fenerbahçeli'lerin bıraktıkları notlara cevap yazmayı, hatta onlala tartışmayı gereksiz bulurum. Dolayısıyla kendi bloğumuzu Galatasaraylı diye adlandırabiliriz. Anadolu takımlarına sempatiyle bakarım ve Şampiyon Bursaspor'u da bağrıma basarım.

Veda etmemin iki ana sebebi var.

Birincisi artık yoruldum, her maçı aynı ciddiyetle seyredeceğimi sanmıyorum. 40 yıl aralıksız 1000 den fazla Galatasaray maçını canlı seyrettim. Söyleyeceklerim de hemen hemen bitti. Bundan sonrakiler tekrara girecek.Çok basit bir futbol oynayan takımım olsun istedim. Kalecim degaj yapmayacak, oyun geriden kurulacak, takımda kazma futbolcu bulunmayacak, hep beraber ağlayıp, hep beraber sevinebilecek bir futbolcu gurubu olacak, rastgele orta yapılmayacak, uzun ve yoğun pas trafiğiyle oynanacak. Ne yazık ki umudum yok artık. Yine de veda etmeyecek kapıyı açık bırakacaktım. Seyretmediğim son maçımızın kadrosuna baktım, liderken yazdığım bir yazımı gözden geçirdim. ''Eğer son maçımızda kadroda Gökhan Zan, Servet, 16 numara ve Topal varsa bilinki 3. lük maçı oynuyoruz'' demişim. Dünkü maçın kadrosunda Emre Aşık'ı görseydim yine de ayrılmayacaktım aranızdan. Sana da yazıklar olsun diyorum Surinamlı, adam değilmişsin. Şu son maça şu kadroyla çıktın ya sende bi bok bilmiyormuşun. Ben yine de aradan Emre Aşık'ımıza güzel futbolcumuza sevgilerimi, minnetimi, teşekkürlerimi iletiyorum. Yolun  bahtın açık olsun göklerin hakimi.

İkinci sebebim de uzun yıllardır araştırmalarım vardı. Bu sene son buldu. Artk eminim, bizim seyrettiğimiz takımlar, bizim taraf olduğumuz takımlar  bu seyrettiklerimiz değil. İş tam bir şebeke işi. Bu sene Fenerbahçe'yi şampiyon yapmak üzere kurulmuş şebeke. Şimdi zıplayan çıkar, yanıldılar diye. Her şey kurulmuştu, o kadar gol pozisyonuna Fener bir sezon boyunca girmemişti. Onlardan biri girse tam isabet olacaktı. Sigorta için Galatasaray'ı bile mağlup getirtip, Beşiktaş'ı dirilttiler. Ne olur ne olmazdı, Trabzonspordan'da imalat hatası biri çıkardı. Nitekim kaleci  Onur çıktı, Egemen, Giray çıktı, geleceği  karanlık çocukların. Bu ihanetlerini! asla unutmayacaklardır. Şebeke liderleri beni futboldan, daha özeli Galatasaray'dan soğuttular. Dolayısıyla içimden yazmak gelmiyor.

Benden yazı var mı diye boşu boşuna tıklama yapmayın çocuklar. Bir daha alamazlar, benim yetmez de umarım sizin ömrünüz yeter yenisini getirtmeye. 10 sene önce alınan bu kupanın hatırına her 10 sene de bir bu büyük günü şanla şerefle anın. Yönetim kademelerine girin, kulübü soygun  düzeninden kurtarın, şampiyonluklar sırayla dağıtılıyor, Boklu Dere tarafı seneye işi son maça bırakmaz, siz sonraki seneyi bekleyin.                     

1000. yazı olarak, 17 mayıs günü son yazımı bırakıyorum sonsuzluğa. 10 sene önce bizleri Parken Stadı'nın kale arkasında ağlatanları bir kez daha minnetle, şükranla anarak huzurlarınızdan ayrılıyorum.Yazdıklarımı  okuduğunuz, yorum yazdığınız, beni bi bok sanıp saygı gösterdiğiniz için teşekkürler. Hakkınızı helal edin.

Ne Mutlu Galatasaraylıyım Diyene,

Elveda,

Eski Tüfek Derki; Hıyar Akçesiyle Alınan Eşeğin Ölümü Sudan Olur



Dünkü neşeli halleri değerlendirmeden önce, ne demiştik zamanında? Bir bakalım...

''Gariptirler, acaiptirler, bir buçuk atakla, 0,5 golle gelen başarılara taparlar. Kafaları çalışmaz sürüdür bunlar. Cannes Fransa'da 4 çakar, bir yöneticileri 5 atarız der, Papazın Çayırını hınca hınç doldurur 5 tane daha yerler.

Bir de efsane söylemleri vardır. Her şeyin olduğu gibi bunun da anlamını bilmezler. Bilmeleri de gerekmez çünkü penguen tarzı bir sürü psikolojileri vardır. Efsane bir anlamıyla gerçek olmayan gelenekten ve dillerden taşınarak gelen söylencedir. Bir diğer anlamı ile de, yakın ya da uzak geçmişte yaşamış kişi ya da yaşanmış olayın büyüklüğünü ifade eden bir şeydir. Bunların ki olsa olsa birincisi olabilir diyeceğim ama bunun olabilmesi için benim de bu toplumun bir ferdi olarak bu söylenceden haberim olsa gerektir. Oysa kerameti kendinden menkul bu zatların bu tevatürleri sadece kendilerinin bildikleri bir şey olması gerektir."

Peki başka bir zaman ne demişiz?

"Ama maçtan sonra "Bizim stadımızda böyle boklar olmuyor!" diyen yalancılık ve şerefsizliğe bir bak. Daha dün organize bir şekilde, misafir sıralarına dizilmiş sidik+ot karışımı torbaları hatırla, maça girişte-çıkışta gavur eziyetlerini, koridorda dövülen futbolcuları, Kadıköy ara sokaklarında erketeleri...

Bu sadece "kazan, kazan" mantığına endekslenmiş düzülmüş beyinlerin bir sonucu...

Başarın yok, tesadüfen alınan günlük avuntuların var. Üretimin yok, hap yapıp para kapma peşindeysen bir de avutman gereken koca bir güruh varsa elinden başka bir şey gelmez ki..."

Yalancılığı, dezenformasyonu, spekülasyonu bir yaşam biçimi haline getirenlerin, dünkü trajikomik hallerini gördüğümde, geriye dönüp düşünme ihtiyacı duydum. Bir spiker düşünün gördüğüne ve sahip olduğu enformasyon kaynaklarına değilde anons yapan bir adama inanmayı yeğliyor. Ne demeli? Sonra da ustaca bir manevra ile işin içinden sıyrılıyor. Dört dakika kalmış uzatmalar ile birlikte, kulağı diğer tarafta iken bir dakika içinde iki gol olduğunu duyuyor. Kaynak kontrolü yerine bir sürü zırva sıralıyor. Basketbol maçı olsa anlayacağım, anlayacağız...


Nasıl olsa bir günah keçisi var. Anons yapan beyimiz gitti, gider. Sonrası? Sonrası aynen devam...

Dün neler öğrendik? Ya da neleri anladık? Bu sorulara ilişkin benim söyleyeceğim tek bir şey var. Biz hiç bir bok öğrenemeyiz eğer düşünmek yerine güdülmeyi sürdürürsek? Eğer gelenek yaratamazsak öğrenmek için...

Şampiyonun 3 maçı hükmen 3 puan... Diğer takımların 2 maçı. Melih efendi başrolde. Ankaraspor'un düşüşü hiç konuşulmadı bu ülkede doğru dürüst. Melih Gökçek tarzı yok edilmedikçe spordan ve hayattan ileride neler olur göreceğiz...

Bursaspor'da hatırda kalan tek maç, hatırda kalan tek oyuncu olmayacak...

Rijkaard kötü hoca, Ertuğrul iyi hoca...

Ne demeli bilmem...

Sistem paraya dönüşebilecek herşeyin içini boşaltıp paraya çevirir. İşin aslı budur. Spor, Sanat, Politika farketmez. Önce isimlerin değişmesi gerekiyordu. Sonra sponsorlar olmalıydı her alanda. Olmalıydı ki göbeğinden bağlamalıydı herşeyi. Nasıl ki enteller yaratılmıştı aydın yerine. Şimdi de sanat, spor ve politika özünden ve anlamından uzaklaştırılmalıydı. Birden sanat dünyası yerini "gösteri dünyası"na bıraktı. Futbol "endüstriyel" futbol takımı ticarethane, seyirci "müşteri oluverdi. Evet artık yaptıkları sanat değil "gösteri"ydi. Sanat yapmak yerine gösteriyorlardı. Söylemeye gerek yok sanat her şöyden önce bir "duruş"tu bunu "kaçışa" dönüştürmeliydi. Evrensel boyutu yok edilmeli, bir eğlence ve "ara sıcağa" dönüştürülmeliydi. Ferhan Şensoy "Şahlarıda vururlar"dan sonra tiyatrosu yakılınca sadece gösteriyordu. Nurseli İdiz "küçük adam noldu sana"dan sonra sadece göstermeye başlamıştı. Herkes orasından burasından göstermeye başlamıştı. En çok gösteren en çok prim yapıyordu. Sporda, sinemada, resimde, şiirde, edebiyatta artık herkes gösteriyordu. Soytarılardan "talk show"cu, pelteklerden ve türkçe fukaralarından spiker, yer elması kılıklı patrondan "insan oğlu insan", Sesi olmayandan "şarkıcı" ya da "minik serçe",ortaokul bitirme özürlü bir serseriden "büyük taktik ustası" yada "imparator",iş takipçisi ve şantaj ustası adamlardan "gazeteci"yada"uzman yorumcu", spastik kurbağaya benzeyen bir adamdan "Türkiye'nin en çok izlenen haber programcısı" yapılabiliyordu. Yetmezdi düşünmeyi bile doğru dürüst beceremeyen "Erkek gördümmü bodoslama atlarım" diyen biri, kadın haklarının büyük savaşçısı ve hatta "yazar", cümle kurmayı bilemeyen adamlar "eleştirmen", mimiklerini kontrol edemeyen adamlar "yönetmen", Stephan Hawking'e "Debbet-ül arz" diyen bir avanak Marthin Luter olabiliyor, ekonomi profesörlüğü "borsa simsarlığı" yada "banka murakıplığı", sosyologlar yada iktisatçılar "savaş çığırtkanlığı"na denk düşebiliyordu.

Ama ben bunlardan en çok komedyen tayfasına ve mankenlere gülüyordum. Örneğin şu an kapalı gişe sanatçı(!) Cem Yılmaz paraları kendi yeteneği ile kazandığını sanıyor. Bense bunu çok komik buluyorum. Bütün bunlara bir hocamızın dediği gibi "Önce cep oyuyorlar ve içine çokça para koyuyorlar"dı. Gerek kalmayıncada fırlatıp atıyorlardı. Şu son on-yirmi yıla bakarsak görürüz ne çok idol yaratılmıştı bugün hatırlamakta güçlük çektiğimiz.


Dünden itibaren Fener taraftarına gülmeye başladım. (gerçi daha önce de farksızlardı) Bu beylere dünya futbolu ile kıyaslandığında beş para etmez şeyleri güzelce pazarladılar bir de üstüne üstlük dayak attırdılar, kandırdılar. Sevgilerinin paraya çevrildiğini görmeleri mümkün gözükmüyor gene de. Seneye aynı filmi izlemek istemiyorsanız aklınızı başınıza devşirin desem?

Komik bir öneri olur değil mi?

Çetin,

5 May 2010

Sarayın Bahçesindeki Taş; Şebeke

Şu an en mutlu başkanlar, bulut olmuş Ankaraspor, duman olmuş Diyarbakırspor, zamansız öten Denizlispor başkanları  dahil uzak ara bizim mahallenin Seramikçi'siyle, aşağı mahallenin Tüpçüsü olmalı. Düşen başkanlar da çok önceden hazırlandıkları için kazasız belasız düşebildiler. Böyle düşmeye can feda, biz neler gördük, son maçta, son saniyede ölüm kalım golleriyle ipe giden başkanlar. Şikeler, dönme dolaplar, uzun yıllara yayılan düşmanlıklar(Rize-Beşiktaş maçı örnek) şehre rezil olma, bin türlü kepazelik.

Tepeye bakarsak, bin tane prefosör gelse ligi böyle kurmayı başaramazdı. Son beş maçı gazozuna oynayan Seramikçi ile Tüpçü ellerini ovuşturuyorlar. Gitsin geçen sene 5 kupa alacağız diye aldıklarımız, gelsin yenileri, insin komisyonlar.

Kurbağayı kaynar suya atarsan sıçrar kaçar, atacaksın ılık su dolu kazana, verecen alttan ılık ateşi yavaş yavaş ısınacak zavallı yoldaş kurbağa. Su kaynayınca artık çok geç olacak onun için. Önce 5 idi alacağımız kupa, öyle ya, bir takım kurulmuş, başına Dünyanın en elit hocalarından biri getirilmişti. Yani ilk okul talebelerinin fizik hocası Aynştayn Alberto'ydu. Eline verdiler 8 ayrı ülkenin milli takım futbolcularını. Bir bok sandı oynattı, önce 4 sonra 3 sonra tek kupa derken, geçen yılda alınan 5.likten daha iyi bir dereceyle avuttular biz kurbağaları. Aylar öncesinden kapandı bizim dükkan. Benim sayfaları bile okuyan yok. Galatasaray'lı televizyon seyretmiyor. Alıştıra alıştıra tansiyonu düşürdükleri için hiç birimizin tepki verecek hali, ruhu yok. Şampiyonluk son maçta kaçsa, ah vah çekeceğiz, biraz ağlayacağız, olmadı seneye deyip aynı takımla devam edeceğiz. Fakat Seramikçi'nin işine gelmeyen bir final olurdu böylesi. Tıpkı geçen yıl olduğu gibi olunmalıydı, Şampiyon olamıyorsan 5. olmak daha iyiydi. Hazır Reykart'ta takımda fazla kazma olduğunu beyan etmişken futbolcu pazarlamacıları Florya'da, Haldun Ağa Premiyer Ligte, Adnangiller küme düşmüş, rezil olmuş takımların bonservis parası olmayan baltalarını toplamak için bit pazarında cirit atabilirlerdi.

Futbol son 10 senede para etmeye başladı. Önceki 10 yıl böyle olsaydı Faruk Süren batarmıy dı? Misal bir Hagi'yi alıyorsun, 16 numaraya verdiğin parayı veriyorsun adam 5 sene aralıksız oynuyor. Takımda alt yapıdan 7 oyuncu var, her sene şampiyon olduğun için ne gelen var ne giden. İşler kesat yani, komisyon yok. Ya bir devlet manüpilasyonu bekleyip büyük bir Avrupa takımına hoca moca olacak, peşine 2 maç oynayamayacak futbolcuyu takıp dümeni Bodrum Limanı'na çevireceksin, ya da Faruk Başkan gibi fabrikanın işçi lojmanında yatacaksın.

Bu pazarda en şanslı başkan Tüpçü'dür. 2.5 unucu takım olmanın avantajını çok iyi kullanmaktadır. Dünyanın en akıllı insanlarıdır bunlar, bakmayın suratının embesil gibi göstermesine. 10 senede 2 şampiyonluk hakkı vardır ve bu hakkını kullanmıştır. Şimdi 8 sene taransfere doymasındır Fulya Deresi. Bir demet yabancı gidecek, tazminatlar ödenecek sonra takım yenilenecek komisyonlar indirilecektir.

Bu senenin fakir başkanları, imalat hatası olarak şanlı direnişini son maça kadar sürdüren, defoya ayıramadıkları ve cezasını seneye kümeye oynayarak çekecek olan Bursaspor Başkanı ile, sırası gelmiş de geçiyor olan Yıldırırım Başkandır. Komisyoncular bu sene Boklu Dere'ye uğramayacaklardır.

Adnan Polat futbol şubesinin başındayken Konya'daki maçta aynı oteldeydim. Gündüz Fenerbahçe'nin maçını izliyorlardı. Adnan Polat amigo Sebo'dan daha beter küfür ediyordu hakeme. Şimdi başkan, Fener'e şampiyonluğu ikram maçında götü boklu Ankaragücü yöneticisi kadar bile olamadı.''Biz olmuyorsak, kimin Şampiyon olduğu bizi ilgilendirmiyor'' dedi. Yalandan, şebekenin üyesi sıfatıyla ürkütmedi vak vakları aklı sıra.

Beni ilgilendiriyor sayın Başkanım kimin şampiyon olduğu. Ben olamıyorsam Fenerbahçe olmayacak, Beşiktaş benim için Bursa'dan, Kayseri'den farklı değil. Ben ligi, turnuvayı öncelikle bizim takım için izliyorum. Biz olamazsak, alamazsak Fenerbahçe olamasın, alamasın diye heyecanımızı diri tutuyoruz. Daha doğrusu tutmak istiyoruz, ne var ki şebekenin işine karışmak gibi bir şansımız yok. Ne güzel gidiyor son haftalar, tam da istediğiniz gibi. Galatasaraylı'lar, Beşiktaşlı'lar yavaş yavaş haşlandı, tansiyonun dışında kaldı.    

İş tam bir şebeke işi. Organize dolandırıcılık. Yıldırırım, Tüpçü, Seramikçi'nin ortaklaşa kurdukları sömürü düzeni düzen. Hesap soran yok, dağıttıkları tek şey umut. Bizim gibi tertemiz hislerle takım tutan yığınları avutuyorlar. Ben adım kadar eminim, Adnan Polat başkan olacağına hoca olsa Raykart'a nal toplatır. Futbolu en az dünyanın dolarını vererek getirdikleri hocalar kadar bilir. Bu futbolcularla da nereye kadar gidileceğini çok daha iyi bilir. Onun için Lincoln çok iyi bir ticarettir. Elano ballı ekmek kadayıfıdır. Lukas Neil'de ıska geçmişlerdir, bizim bilmediğimiz bir hinlik yoksa tabi. Ne olabilir ki? demeyin. Kewell mesela, Linderoth mesela, bakarsın onun da bilmediğimiz bir sakatlığı vardır. Taraftarın çok çabuk benimsediği, banko oyuncu işlerine gelmez şebekenin. Başkan değilken bir birlerine düşmanlığını her daim söyleyen, başkan olup, şebeke  yöneticisi sıfatını alınca bir birleriyle kötü olmak istemiyor.

Galatasaray başkanı olacaksın, şu son üç maçtaki kepazeliğe ses çıkarmayacaksın. 35 sene önce Prekazi'nin Eskişehir kalecisi Zalad'a attığı serbest vuruş hala konuşuluyor. Ben de iddia ediyorum, Bobo penaltıyı atmadı, Leo bilerek yedi, Murat sattı, İvesa 500 dolara yedi o golleri. Yarın Ankaragücü kalecisi de yiyecek. Hatta ne olur ne olmaz diye Şebeke elemanı Tüpçü son maçta eğer taraftarı kurbağa gibi uyutmamışsa sezonun en büyük futbolunu oynayacak. Ne için, işbirlikçilerden biri malı götürsün diye.

Yılan, kartal, çakal ormanda gezintiye çıkmışlar. Yanlarında da kaplumbağa varmış, derken bir el ateş sesi duymuşlar. Çakal'' arkadaşlar avcı galiba, ben bir el ateş sesi daha duyarsam şu kayalıklara doğru uzarım'' Yılan demiş'' valla benim için sorun yok, bir delik bulur kıvrılırım''. Kartal'' en kolay iş benim uçar giderim'' demiş. Sormuşlar kaplumbağaya,  sen ne yapacaksın diye. Kamplumbağa sitem etmiş'' ben de sizi adam sanıp gezmeye çıkmıştım''

Sistem aynı, biz de bunları adam sanıp takılıyoruz peşlerine. Haldun'un para dağıttığı adamları karşılamak için tuzluğu kapıp koşuyoruz Hava Limanına. Gelen ağam giden paşam. Daha dün Leo gelirken şakşak yaparken, bok çuvalı, maçı , şampiyonluğu satıp giderken küfür ediyoruz. O ne yapıyor? ne yapacak götüyle gülüyor. Onu getirenler de tabi. Elano'nun sonlara doğru oynamayacağını ben öngörmüştüm, malum sebeblerden dolayı. Elano için muhteşem bir final oldu, Galatasaray macerası. Antrenmanını yaptı, vitaminini aldı, şuruplarını içti, masajlarını yaptırdı, 6 maç kala sezonu kapattı. Yan gel Memet. Şimdi bu hafta Antalya maçına ölüm kalım için çıkacağını düşünsenize. Mehmet  Özdilek'in kazmaları, Fener'e yaranacam diye takımın yarısını sakatlardı. Piyango muhtemelen Dünya Kupasında oynayacak olanlara vururdu.

Seneye şampiyonluk sırası bizde. Yani, kimle oynarsan oyna, takımın başında kim olursa olsun Şampiyon Galatasaray olacak. Usul böyle, şebekenin malı bölüşme şekli bu. Ha olurda Ankaragüçlü futbolcular delikanlı çıkarlar da Fener'e çelme takarlarsa seneyi unutun. Garanti Fener şampiyon olacağından biz kendimizi şimdiden 3. lüğe hazırlayalım.

Ben artık yoruldum çocuklar, yazmayacağım. Zaten okuyan da kalmadı. Çok daha fazla şeyler yazmak isterdim ama başımız belaya girer mi diye de tırsmıyor değilim. Bizim cengaverliğimizle düzen değimez. Bu üçü, bir kır kahvesinde kendin pişir kendin ye pikniğinde kurmuşlar düzeni. Uyuyor olsalar işimiz kolay. Ben kendi payıma bir çok uyuyan taraftarı uyandırdım. Azıcık bir gürültü çıkarsam, sesimi yüsletsem, çimdik atsam uyanıyorlar. Ama bizim Saray'ın Bahçe'sinin çakıl Taş'lı ŞEBEKE'sini idare edenler uyumuyorlar. Çok akıllılar, uyuyor numarası yapıyorlar. Top atsan uyanmazlar, 20.000 kişi küfür ediyor tribünlerde, haberimiz yok diyorlar. Tükürüyorsun, yarabbi şükür diyorlar.

Çok uzun zamandır emindim şebeke düzeninden. Bu sene artık en masum futbol izleyicileri bile gördü kepazelikleri. Bu sene uyuyor numarası yapanlar Fenerli'ler olacak haliyle. Sıra bize gelip, bizi Şampiyon yaptıkları sene, arkalarında yalama Türk Spor medyasını da alarak onların feryadı, figanı göğe erişecek. Bu sefer bizim uyuyor numarası yapanlar, duymayacaklar gürültüyü, sevinecekler, avutulacaklar.

Bizim taraftarı olduğumuz takımlar bu takımlar değil. Bizler taraftarlık mekanizmasını bu günlere getirmemiş olsaydık bu sistemle hiç bir takımın 1000 kadar bile taraftarı olmazdı. Bir örnek vererek kapatacağım. 30 sene önce Galatasaray gol attığında, bizler en az 2 dakika gol sesi çıkarır, maçın önemine göre en az 5-6 sıra aşağılara yuvarlanırdık. Bakıyorum şimdi gol sevinçlerine de, yalandan bir ''yeah'' dan başka bir şey yok. Keriz mi şimdiki taraftarlar? maçtan 20 saat önce tribüne gireceksin deseler bir kişi maça gitmez.

Ben yokum artık çocuklar, yeni stadın hatırına belki kuytu bir yerden, sizlerden uzak bir köşeden bir koltuk alır, sessiz sedasız izlerim. Bu saatten sonra Ali Sami Yen Stadına artık ben ancak yıkılışını seyretmeye, ağlamaya giderim. Lafım bitmiştir, rahat olun Adnangiller, Haldun ağalar, çapulcu tribün liderleri, kazma futbolcular, komisyoncular. Emin olun bizim gibiler için az bilesiniz. Köpeksiz köye girmişsiniz, değneksiz geziyorsunuz. Yatın kalkın dua edin, Peygamber Hüseyin'ler, Limoncu Ali'ler, Cem'ler, Tecavüzcü Coşkun'lar, Orhan Abi'ler, Ceyar'lar, Mehmet'ler, Çarli'ler, Kenan'lar, Eski Tüfek'ler, İkizler, Varol'lar yok olup gittiler.

Bekleyin eski tribün yoldaşlarım, ben de geliyorum.

2 May 2010

Seyretmediğim Maç; Belediye 0- Galatasaray 1 mış

Ah be Surinamlı, uyandın ama çok geç oldu. Servet ve 16 numaraya güvendin, onlar şampiyonluğu verdi. Ve ben uzun yıllardır ilk defa bir Galatasaray maçını seyretmedim. Kaç hafta önceden yazdım, Rıza'dan medet bekleyininiz olduysa size de yazıklar olsun. Aziz Yıldırırım'ın çaldığı faulden sonra cebine 1000 dolar harçlık konmuş sırık bizim gibi seyredince topu, maç izlemeyi bıraktım.

Eğer Servet ve 16 numara'yı ikinci yarı kadro dışı bırakmış olsaydı şu an televizyon izlemeyen taraftar, Fener taraftarı olacaktı. Şimdi ne bekliyoruz? Delikanlı Ankaragücü taraftarına güveniyoruz belki. Ama onların da başında bütün takımların olduğu gibi, Aziz'in yıldırmalarına göğüs geremeyecek olanlar olduğundan dikkatle izleyeceğiz olacak olanları.

Ben bu hafta Beşiktaş taraftarından, kendi maçlarında duruş sergilemelerini bekliyorum. Bursaspor'lu taraftarla barışmak için bundan daha güzel bir maç ve duruş olmayacaktır. Göreceksiniz, bizim yapamadığımızı yapacaklar, kendi takımlarının Bursa'da olası puan almasını önleyeceklerdir.

Biz şampiyon olamazsak, kim olursa olsun dedik çoğumuz. Kınalarımızı da hazırlayalım Fener Şampiyonluğu için o zaman.

Yazık, çok yazık. Aziz Yıldırırım tek başına şampiyonluğu aldı. Ligin en kötü futbolunu oynayan takım, Türkcell Süper ligini bit pazarına düşürmüştür. En çok da Tüpçüyle, Seramikçi sevinsin. Biz kahrolduk.

Hafta arası son yazılarımdan birini yazacağım. Ve bu pislikten, düzenden, çarktan çıkacağım. Bizim cengaverliğimizle olacak şey değil. Bizim uğruna ölümlere gidip geldiğimiz, sevdiğimiz takım da bu değil. Bizim Galatasaray'ımız  uçurtmalara binip gitti. Adnangiller ellerini ovuşturmaya çoktan başladı. Yeni baştan takım kursunlar, ödeyecekleri paranın yarısını çalsınlar.

Çok iyi bir takımın yoksa, çok iyi bir şebeken olacak. Bu bize bir ders olsun.

Not; eğer tercüman yanlış tercüme etmediyse Reykart, geçen sene  takım 5. bitirmişti, bu sene 3. bitirdim, yani başarılıyım demiş. Sana da yazıklar olsun Büyük Surinamlı.                                                                

27 Nis 2010

Ne Bok Yedik Usta

Bilindik bir hikayedir, lafın tamamı aptala anlatılır desturuyla kısa geçelim. ''Bir ağa, yanında ırgatlarından biri, kağnı ile kasabaya gidecek olur vakti zamanında. Mola verdiklerinde ağa taşak geçmek için yerdeki öküz bokunu yerse kağnıyı ırgata vereceğini söyler ve ırgat boku yer. Dönüşte kara kara düşünen ağasına mola verdikleri bir anda, ''ağam pişman oldun galiba, istersen şu öküz bokunu sen ye kağnıyı sana geri vereyim'' der. Ağa boku yer ve kağnıyı kaprtırmaktan kurtulur. Şen şakrak dönerlerken ağa ''biz bu ticarette ne kazandık, ne kaybettik'' diye sorar.

''İkimizde boku yedik ağam ikimizde''

Kazananlar Boklu Dere'ye döndüler, götleriyle gülüyorlar.

Ligin zirvesindeki takıma bakın. İki gol kralı yedek kulübesinde oturuyor, İspanya gol kralından Allah razı olsun, daha ne yapsın çocuk?  Atamadı işte garanti golleri. 7 gol atıp 7 maçı galip bitirmişler. Golleri kim atmış? inanılır gibi değil. Bu kadar kötü futbolu, bu kadar kötü futbolcularla oynayan takım şampiyon olacak. Peki bu şampiyon takım hangisi?

Kimse kimseyi kandırmasın ki, şampiyon takım falan yok ligimizde. Bir tarafta Aziz Yıldırım, diğer tarafta 2 salak, 1 şampiyon olacağını sanan talihli, 12 işbirlikçi. Teke tek maç yapsalar Aziz Başkan her sene şampiyon olur. Dünyanın bütün profesörleri, şifreci Don Brown, Hawkins bir araya gelse böyle bir plan yapamazlar. Ligin en kritik haftasında bu kadar verimi aldın ya Aziz Yıldırım, tek kelime söylüyorum sana bütün içtenliğimle. Kinaye falan değil, HELAL OLSUN.

Öyle bir takım kurdun ki, kendine değil takımı bizim salaklara kurdun. Leo'yu geçirttin kaleye, Peypır Muun'daki toplantıda, Beşiktaş'ın kovduğu Hazreti Balta Gökhan Zan'ı alavere dalevereyle Galatasaray'a kakaladın. Beşiktaş'ın aldığı Mehmet Topuz'u da Kadıköy'e. İmparatore'nin Türk futboluna en büyük kazıklarından, Kazma Servet'le beraber oynamasını sağladın Reykart'ın. Çok geç de olsa Reykart uyandı, kovdu Servet'i ama olsundu, sayesinde leş kuşları yeterince beslenmişti. Gerçi hala uyanamadığı biri daha vardı senin Galatasaray kadrosuna koydurduğun. 16 numara hala sana hizmetini sürdürüyor başkan.

Yıllar önce Beşiktaş seri şampiyonluklar alırken, yönetici Selim Soydan demişti.'' Beşiktaş'ın kazma bekleri Samet, Ulvi, Kadir'i transfer edelim'' Ne demek istediği sonra anlaşıldı,'' bu adamları alıp oynatmayalım, zaten oynayamazlar, Beşiktaş'ı bozalım, Beşiktaş'ın suni dengesini bozamazsak şampiyon olamayız''

Benim Kasımpaşa maçından önce yazdığımı bugün Hıncal Uluç yazmış. Yekta'nın ve Sercan'ın seneye hangi takıma gideceklerini bir takip edelim lütfen.

Kalede Leo, Servet, Gökhan Zan, 16 numara bizden. Tabata, Nihat kahveci Beşiktaş'tan. Gerekirse kullanacağı Şampiyonluğa yakın Anadolu takımından pişmiş aşasu katmaya aday futbolcu. (Sercan, Volkan, olmadı gerekirse İvankov) Orta sahaya oyun  kuramayacı bizim Başkan. Gol atmamaya programlı Mustafa Denizli, Forvete dolandırıcı Tüpçü. Olmadı kıdemli bir yan hakem(orta hakemler bu ara çok kamerayla izleniyorlar, operasyonlar yardımcılara, hem harcaması kolay oluyor) Sindirilmiş Federasyon başkanı. Bütün bunların başına da hoca olarak sülük Türk Spor Medyası. İşte büyük ligimizin büyük takımı. Her sene Şampiyon.

Böyle bir takımın başkanı da yaksın purosunu, maçları izlemeye bile gerek yok. Sene sonunda gitsin ilgili makamdan kupasını alsın.

Elimde imkan, cebimde para olsa moda şimdi bir film de ben yapacağım. Yılmaz Vural'ı doldurdular önce, daha doğrusu dolmuş gibi yaptılar. Daum'la ilgili bir kaç kem söz söylettiler. Yani usta Yılmaz, can düşmanı Daum'u yenecek ha meraklanmayın. Aklınıza kötü bir şey gelmesin. Hem kümeden kurtardık Kasımpaşa'yı, son haftalara Barça gibi futbol oynayarak girmesini sağladık. Bu ne demek? bizim lig için dandik bir maç çıkarmak demek. 11 kişi defans yapmayacaksın, Don Kişot'sun ya kısa, teknik paslarla, çalım denemeleriyle idare edeceksin. Maçı gergin oynayarak bir kazaya sebebiyet vermeyeceksin. Sert girmek yok, abanmak yok, kazayla gol pozisyonuna girersen vur Lugano'nun üstüne günah senden gitsin. Ey kaleci Murat, bizden ekmek yedin, daha fazlasını da hak etmelisin. Vakit geçirmeyeceksin, topa sahip olduğunda önünde Pike var Doni Alvez var onlara ver topu şişirme. Yılmaz, şimdi ne gerek vardı, bütün bir sezon kapıştığın, parasını kıskandığın ve yüzde yüz de haklı olduğun Daum'a 70 milyonun önünde yalakalık yapmana.

Ama aslında o yalakalık değildi yaptığı, bize mesajdı. Bakın benden umut bekleyen varsa nesli tükenmemiş futbol sevdalısı. Ben de bir emir kuluyum yani, bunca yıldır yaptığım şaklabanlıklar bi işe yaramadı. Bırakın kalan ahir ömrümü sermayenin kemil yalayıcısı olarak tamamlayayım. Mesaj alınmış, adam listemizden çıkarılmışsınızdır Yılmaz Vural.

Hafta boyunca Galatasaray ürkütülmemeye çalışlıldı. Yapılabilecek en iyi şeyi yaptı takım. Aykut tarihinde antrenman maçı dahil, gol yemeden bir maç bitirdi. Kafaları karışık, Arda ve Sabri dışındakiler oynanan tiyatroya Fransız'dı. Gol atmak için sezonun en iyi performanslarını gösterdiler. Taraftar ikiye bölündü, kronik Galatasaraylı'lar, Fenerbahçe'ye şampiyonluğun gitmesine tarafsız kalamıyorlardı. İşte kaptanlar, büyük liderler böyle anlarda ortaya çıkarlar. Tarihte belki ilk defa Arda, böyle bir yol kavşağına geldi. Boşuna ticaret yaptılar, sonunda ikisi de boku yedi. Ben Galatasaray kaptanı olsam, sahada işi bitirirdim. Ömer'le anlaşırdım. 85. dakikaya kadar aslan gibi oynardım aynı oynadıkları gibi. Sonrası daha önceden belli olacaktı. Ve maç mutlaka biri tarafından kazanılacaktı. İki gündür maymun gibi bütün Galatasaraylı'lar. Bok yemenin nahoş tadı var damaklarında.

Geçen yıl, 4. olan takıma, Elano, Keyta, Leo, Caner tansfer edildi, başlarına Reykart getirildi. Yetmedi Lukas Neil, Co, El Çiko fazla mesai yaptılar, 4.olmamak için son 3 gazoz maçına çıkacaklar. Benim suçlularım bellidir. Büyük pasta Adnan Gillerin, sonra Servet ve 16 numara'nın. Sonra taraftarın kalanı da büyük Surinamlının.

İdam sehpasında Temel'e sormuş savcı,''son bir sözün var mı?''

''Bu bana bir ders olsun'' demiş Temel, Geçen yıl bu zamanlar da Temel sizdiniz, onun kadar olamadınız, yazıklar olsun.

25 Nis 2010

Ligin En Büyük Maçı; Galatasaray 0- Bursaspor 0

Seyrettiğim en büyük 0-0 biten maçtı. Ve bu sene Galatasaray'ın oynadığı en büyük maçtı bana göre. Büyük oyunun sebebi var tabi. Kendiliğinden oynanmıyor. Büyük futbolu büyük futbolcular oynar. Sezonun ilk yarıda oynanan Bursaspor maçından, Gökhan, Leo, Balta(sol tarafta değil ) 16 numara, Kazma Servet, Kewell(sakatlandı), Uğur yok. Ve oyun planı tamamen değişmiş. Bu değişim en çok Aykut'a yaradı. Hayatının en büyük maçını oynadı. Kurtarışlarını bir tarafa bırakıyorum, Aziz Yıldırım'dan özel prim alır muhtemelen ama ben topu oyuna sokuşlarına hayran kaldım. Ve şu ana kadar hiç sevmediğim kaleciye acaip sempati duyuyorum artık.

Oyun planı kaleciden başlıyor, kazmalardan arınmış defans kaleciden topu alıyor. Kabak belki Leo'ya patladı. O kazmalarla oynadığından topu istemiyorlardı. İstese ne yapacak, 5 metre isabetli pas atamayan futbolcuya bu kadar nasıl dayandı Reykart hayret.

Değişik duygularla izledim maçı. Ne yalan söyleyeyim kaçırdığımız gollere pek yanmadım. Hatta 16 numara girdikten sonra itiraf edeyim ki yenilmemizi istedim. Eğer yenilseydik cezayı ona kesecektim. Yine de kesiyorum, yine de söylüyorum o bile kesemedi Galatasaray'ın temposunu. Şu takım, bu oyun planıyla oynasa şimdi biz 10 puan fark atmıştık 2.ye.

Elano bu maçta bile sakınarak oynadı. Şunun şurasında kalmış 3 maç, umurunda mı ölüm kalım maçları? O Dünya kupasını düşünüyor, kazasız belasız kadroya dalmanın planlarını yapıyor. 70. dakika bizim herhalde değişiklik yapma istasyonuna varış saatimiz. O dakikada tren duruyor, içerdeki oyun ne olursa olsun değişiklik yapılıyor. Ne menem bir futbolcu olduğunu anlayamadığımız, yalvara yalvara kulubeye attığımız 16 numara oyuna giriyor. Takım, Bursa'yı boğmuş, 3 dakikada 3 net pozisyona girmiş, oyun forselenmiş. Dedik tren istasyona yanaştı, tren dediğimiz marşandiz, yük treni. Kargo değeri yüksek bir değer indiriliyor, mal bindiriliyor.

Aynı anda para verdik çöpe gitmesin hesabı, Jo oyuna alınıyor. Adam gol atsa bile ben şüphelenecem Erman Toroğlu gibi. Aleks'e kıyak olsun diye attı diyeceğim, iftira atacağım ama nerdeee? Nerdeyse giren golü çıkaracak. Takımın bu büyük temposunda Arda Turan'ın katkısız oyunu devam ediyor. Ne yapsın çocuk, onun da benim gibi kafası karışık. Bütün Galatasaraylılığımla eminim ki, eğer Fenerbahçe yenilseydi, bu takım Bursaspor'u hezimete uğratacaktı.

Bursaspor'a da helal olsun diyorum. Karşılarında sezonun en iyi maçını çıkaran bir takım ve hayatının en iyi performansını gösteren kaleci Aykut vardı. Bilmiyoruz, belki Aykut bir 5 sene daha kendini garanti altına almıştır. Kalan 3 maçta gol yesin ben ona hesap sorarım. Kalede bu şekilde duracaksa seneye de durabilir. İstediğim budur, topu en yakın adama aktar kardeşim,sonra kurtarabildiğini kurtar. Leo'yu deri ceketle tribünde görünce içim acıdı. Sen kalk İspanya liginde 10 sene aralıksız kaleye geç, burada maymun ol takımını tribünden izle.

Ah be Büyük Surinamlı, bu olup bitenleri daha önce niye ön göremedin? Nerden bileceksin, Türk Milli Takımının stoperleri bende diye sevinmişsindir hatta.  Yanındakiler de seni uyandırmadı, bilseler uyandırırlardı, ama o zaman da kendi aptallıkları ortaya çıkacaktı. Gökhan Zan tam Çanakkale Dardenel'e geri dönmek üzereyken Florya'ya aldılar deler mi sana bu adam kazmadır oynatma diye? Şimdi bütün futbolcuları tanıdın, eğer bu maçta Servet oynasaydı kesin yenilirdik diye ahkam kesmeyeceğim. Biz Servet'le şampiyon  bile olduk  ama şöyle bir oyun oynadığımızı hatırlamıyorum.

Artık biz de devre dışı kaldığımıza göre bütün sinerjimizi Bursa için kullanabiliriz. Fener 2 saat önce ne güzel dostane bir şampiyonluk maçı oynadı. Fark olsa Yılmaz Vural kabul etmezdi, zor kazanılmış süsü verilen bir galibiyetle 3 puan tereyağdan kıl çeker hesabı alındı. Bütün hafta boyunca çakma Barcelona ayarı verildi Kasımpaşalılara Onlar da hazır kritik olmayan bir maç yakalmışlar üstelik bütün gözlerin izlediği bir maçta normalde en azından beraberliğe yatmak varken kısa paslarla varyete çekmeyi yeğlediler. Bizim çaı hatırlayan vardır Kasımpaşa'da, son dakikalara önde giren Murat, tek başına 20 dakikayı çalmıştı. Bu maçta Valdez oldu, ayağıyla eliyle topu bir an önce oyuna sokup, bir an önce gol yemenin telaşındaydı. Guiza Galatasaraylı olmasa hezimet gelirdi. Cenk'de şunun şurasında futbolu bırakacak, sistemin ucundan yakalama ihtimalini çöpe mi atsın? Pisliğe taş atıp üstüne mi sıçratsın? Bu kafayla ben futbolcu olsam boş kaleye bile Fener kalesine gol atmam. Son 8 maç,7 si 1-0 bir tanesi 1-1 helal olsun nediyelim. Hile hurda, yalan dolan, sistem böyle çalışıyor. Her sene bir imalat hatası takım çıkıyor. Bu senekinin federasyonda dayısı, memleketlerinde kabadayısı(başkanı) olduğundan hala direniyorlar, ruhlarını teslim etmediler daha yüce Rabba. 9 canlı çıktı bu sezonun Anadolu beyi. Bu saatten sonra onların tek yardımcısı, ebedi dostları Ankaragücü olacaktır. Onun da tepesinde çöreklenmiş Fenerbahçeli  belediyecileri ne kadarına izin verir bilinmez. Futbolcularının delikanlılıklarına kalmış, bugünkü Kasımpaşalılardan umarım daha delikanlı çıkarlar.

Aslına bakarsanız çocuklar biz olamadık Fener'de olamasın derdindeysem şerefsizim. Bu Beşiktaş olacağına varsın Fener olsun derdim, ama iş Bursaspor ve gerçekten hak ettiler. Eğer futbolsever kararı diye bir merci olsa kesin şampiyon ilan edilirlerdi.

Bize geçmiş olsun, bu haftadan itibaren seneye oynayacak futbolcularla çıkalım, onlar belli değilse en azından seneye olmayacakları tatile gönderelim de boşu boşuna otel parası, yemek parası ödemeyelim.

Maçı televizyondan, şehir dışında kalabalık bir mekandan izledim. Bu yüzden taraftar hakkında bir şey yazamıyorum. Yanlız, beraber seyrettiğim Anadolulu Galatasaraylılar gerçekten saflar. Adamlar maça sadece o maç gözüyle bakmaya alışık olduklarından ince hesap içine girmiyorlar, hesap   kitap yok onların defterinde. Sorsan kim lider haberleri yok. Eminim tribünde, televizyon başında ah bi gol yesek diye yalvaran Galatasaraylı az değildir.

En azından tek de olsam, bendeniz.
Maçın en iyi adamı yine Lukas Neil'di, Hakan Balta, Mehmet Topal mükemmel oynadılar. Baros, Keyta iyiydi. Ve son maçlarda ki gibi 11. adam Sabri'ydi. Yeni damattan artık bir şey beklemeyelim, bırakalım çocuk balayına çıksın. Bursasporlu bütün futbolculara yürekten tebrikler, kalecilerine ve Ömer Erdoğan'a benden birer bonus. Yolları açık olsun, eğer lider girerlerse son maçta aralarında olacağım.

24 Nis 2010

Bo(A)k Borsa

Bursaspor'lu bir taraftar Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuş. Tebrik ederim arkadaşı, ben daha önce düşünmediysem şerefsizim. Ben savcı olsam o biletleri ucuza sattırırsam daha büyük şerefsizim. Hadi sattılar, satanları manipülasyondan içeri tıkmazsam daha büyük şerefsizim. Şeytanın aklına gelmeyecek şeyler bunların aklına geliyor. Lanet olası şampiyonluğu kurul kararıyla verelim kurtulalım. Benim de 1 oyum varsa lanet olsun ben de vereyim de şu pislik olayları duymayayım, görmeyeyim. Puştluğa karşı puştluk. Teröre karşı terör. Biz peygamber değiliz, tokat yedikten sonra diğer yanağımızı çevirelim. Ne güzel iş parası olana, yeri gelince taraftar çapulcu, lazım olunca tetikçi.

120 lira olan bileti Aziz Yıldırım kapatmış, ticaretten anlar, karaborsa yapıp satsa ne güzel indirecek. Ne yapmış ak borsa, damping, piyasa değeri artmış ligimizde kampanya fiatına maç. Amme hizmeti, parası olana 50 lira, parası olmayana bedava. Sen kimsin kardeşim, hayır kurumu değilsin, kızılay değilsin, hangi yasayla bedava bilet dağıtıyorsun. Maksadın ne kerizmisin de 120 liraya aldığın malı 80 liraya veriyorsun? Aynı şeyi misal biz yapsak şimdi, 120 liradan Kasımpaşa tribünlerinin bütün biletini biz alsak da, Beşiktaş'ın, Galatasaray'ın, Bursaspor'un en azılı taraftarına bedava versek suç değil mi?

Çivi çıkmış diye bir deyim var, şampiyonluk yolunda her şey mübah bu takım için. Belki biz de yaptık aynı şeyleri 4 sene üst üste şampiyon olurken. Ama yaptığımız ne varsa belgesini getirdik Atatürk Havalimanı'na. İki Avrupa Kupasıyla, varsa sicilimizde bir pislik temizledik. Siz ne yaptınız beyler? şu son 10 yılda diğer büyüklere tur bindirdiniz. İşin sportif yönüne baksak elinizi sıkacağız. Avrupa'da bir halt yeseniz, yine bir derece pislikleri ihmal edilebilir noktasına koyacağız.

Yarın ki Kasımpaşa maçı mercek altında olacak. Beni hiç kimse delikanlı gibi bir maç olura inandıramaz. Tek güvencem, Türkiye'de tek geçtiğim hocam Yılmaz Vural'dır. Hocalığına kalsa bahse girerim yine indirir. Ama onun da hesapları var gelecek için. Bu kadar kahpeliği yapanlar onu da düşünmüşlerdir. Daum'dan sonra hoca sensin demişlerdir. Gaziantepspor'lu Erhan Albayrak'ı unutmadık. 3-0 galip bitirdikleri maçı 4-3 vermenin bedelini fasülyeden bir sezon Fenerbahçe'de oynayarak tahsil etmişti. Kasımpaşa maçı istedikleri gibi tecelli ederse kadrosunu bir tarafa not edin, en iyi hizmet vermiş Kasımpaşa'lı seneye Fener'e ya da Sivasspor'a transfer olacaktır.

Aceto yazmış, yarım asır önce basketbol maçında son saniyelerde takımı geri çekmişler, Galatasaray şampiyon olmasın diye. Hükmen yenilince Fener, Moda şampiyon olmuş, Fener'in puştluğu o sezon iki takımı şampiyon saydırmış. Bin defa eminim, aynı şey Fener'in başına gelse biz ne yapacaksak tam tersini yaparlar. Biz yapamayız sahtecilik, kahpelik. O yüzden kendileri, sülük medyası rahatlar. Aksi olsa kusmuşlardı hafta boyunca Galatasaray yatacak diye. Kasımpaşa yatmazsa göreceksiniz neler olacağını. Yarın ki maçta hakemden çok yan hakeme dikkat edin. Kasımpaşa defans futbolcularına iyi bakın. ilk 20 dakikada sarı kart almışlarsa kapatın televizyonu. Ben yıllardır izlerim Yılmaz Vural takımlarını. Belli bir şablonu vardır ve gücü bütün takımlara yeter. O ortalamayla oynayabilirlerse Kasımpaşa'yı Fener yenemez. Sonrasına bakarız, şimdilik ak borsaları hayırlı olsun. Yaptıkları yanlarına kar kalmayacak.


Haydi Yılmaz Vural, bunca yıldır biriktirdiğin ne varsa ispatlayacağın er meydanı kuruldu. Kazanırsan, malum camia dışındaki bütün futbolseverlerin isyancısı, Che Guevera'sı, lideri, yol göstericisi olacaksın. Ezilen, hak ettiği yerde olmayan hocaların şanlı bayrağını taşıyacaksın. Kısacası hocam eğer indirisen Bizim MAHALLE TAKIMI'nın müebbet hocası apoletini takacaksın. Yok sen de düzenin çarkına feda edilirsen, buna göz yumarsan en azından benim futbolla ilgili son hayallerimi de yıkarsın. Bir halt sezersen, çek takımı sahadan. 2 saat sonra, aslanları maymunlara kükretip her şeyi berbat etme.

22 Nis 2010

adam Sandıklarımız; Fabio Bilica

Aslında uyandırıp da geleceğimizi riske atmak istemezdim. Bıraksaydık, tam layık olduğu üzere 12. takımında ömür boyu top oynasaydı. Şimdi istermisiniz, benim yazdıklarımı dikkate alıp adamı kovsunlar. Oturur ağlarım o zaman. Sen çok yaşa Bokludere'de emi, Türkiye'ye gelmiş geçmiş en aşağılık futbolcu, insan kasabı Bilika.

Tam 12 takım değiştirmiş, adı sanı belli olan bir tek Fenerbahçe var. Sivas'ta oynarken ikinci senesinde Brezilya'lı olduğunu anlamıştım. Romanya'ın Kluj takımından gelmiş ve ben onu Romen sanıyordum. Kluj, Romanya'nın en pis en belalı kenti ve takımıdır. Kazıklı Vayvoda'nın memleketinin takımıdır. Bir yerde ülkenin sürgün şehridir. Nerde pislik bir futbolcu varsa o takımda oynar. Nitekim geçen yıl, yaptıkları onca dalavereyle şampiyon oldular.

Paskal Nuuma, tombala çektiğinde, üstelik takımın meneceri Ayı Sinan için son derece normal bir hareket yaptıktan sonra, taraftarın hala en çok sevdiği yabancı futbolcu Paskal'ı kovmuşlardı. Hiç kimsenin en ufak bir kötü söz söylemesine izin vermeden sözleşmesini fesh etmişlerdi. Aşağılık Bilika için, Fenerbahçe cephesinden ve taraftarlarından övgüden başka bir şey gelmedi. Kokainci Daum bile futbolcusunun yaptığına normal dedi.

Ulan adi herif, sen nasıl bir Brezilya'lı futbolcusun. Sana kim lisans verdi? Adı futbolcu olan pislik ilk okul 2 den terkmiş, okuma yazması bile yokmuş. Bizim takımda üniversite okuyan tek futbolcumuz olan Servet'e biz kafası çalışmıyor diye kızarken, Ali okuluna bile gitmemiş kasap için Fenerbahçe'nin hiç bir şey yapmadığına şahit olunca, tuttuğumuz takımın değerini anlıyoruz. Aynı hareketi Arda yapsa, ben en az 10 tane küfür yazısı yazardım. Bu adi futbolcuyu barındıran bir takım, her maçını tekme tokat, hakem kıyağıyla 1-0 kazanıyor ve şampiyon olacak. O şampiyonluk kupasına da lanet olası Bilika'nın elleri değecek.

Sabri zurnanın son deliğiydi, geçen yıl ki Fener maçında. Futbolu yönetenlerin mallarının değerini düşürüyor diye ceza kestiler. Çok para eden mallarını ise Bilika,borsada tavan yaptırıyor. Öyle ya malın en büyük alıcısı bu futbolcuyu bok sananlar. Yazıklar olsun, hakeme direk atmadığı için, Fener cephesinden kimseye sitemim yok, eğer tavır koysalardı çok üzülürdüm. Fener'den gelecek erdemli bir hareket beni hayal kırıklığına uğratır.

Çok yaşa Bilika, aman diyeyim gitme, gideceksen yerine senden daha aşağılık birini bul öyle git. Yok sanmayın, lanet olası paranın padişah sayıldığı bu sektörde bizim bilemediğimiz ne Bilika'lar vardır. Her şey ne güzel oturmuş, Bülent Uygun'un bulup getiriği futbolcunun karekterli olma ihtimali varmıdır?