22 Kas 2009

8 Kazmalı Takım; Galatasaray 1- Manisa 1


Ben yazınca kızıyorlar, bana göre beraberlik bu maçta başarı. Takımın tek atağı yok, gol olan pozisyonda defansın ıskasıyla Kewell'in önüne gelen topa vuruş golü getirdi. Sonrasında koca ilk yarı geçti, iki defa Manisa gol pozisyonuna girdi. Kaleyi bulmadı top ve biz ilk yarıyı önde bitirdik.

Yedek kulübesine bakıyorum ve Keita, Linderoth, Uğur, Aydın, Arda'yı görüyorum. Arda hastaymış, eğer oynatmayacaksanız bırakın evinde istirahat etsin çocuk niye kulübede anlaşılır değil. Elano bu takımda oynayamaz, oynamaz. Kimle top oynayacak adam, yanındaki kazmaya vermektense 70 metreden Kewell'e atmaya çalışıyor. 8 tane kazmayla takım tesadüfen kazanır, iyi futbol kimse beklemesin. Ben bu yazıyı 1-0 galipken yazmaya başladım yani maça gitmedim. Taç atmasını bilmeyen Gökhan Zan ile götüyle top oynayan Servet aynı takımda olduğu müddetçe biz ligin en kötü top oynayan Manisaspor'uyla ancak berabere kalırız. Dost acı söyler, inanın yenilmeyi istedim. Koskoca Rijkaard, medyanın maymunu oldu. Gol yemeyeceğim diye atmaktan vazgeçti. Israrla yazıyorum kaleci artı 7 tane balta var takımda, ilerdeki Nonda'yı saymıyorum, ayağında demirle ancak bu kadar oynar. Geriye yarım adam Kewell ve maymuna çevrilmiş Elano.

Geride iki sırık, hiç bir kafa topuna vuramıyorlar, yorulduk anlatmaktan topu 5 kere sektiremeyecek kadar kazmalar, Ayhan bitmiş, Yunanistan'dan takım arıyor ve bizim Surinamlı elinde reçeteyle bekliyor 60. dakikayı. Xavi'yi çıkaracak İniesta'yı oyuna sokacak, ilerde bekleyen Messi nasılsa bir tane atar ve maçı çevirir.

Sistem takımıyız, panik yok, kale direkleri içine gelen ilk kritik top gol oldu. 15 dakika var maçın bitimine, oyunu forse etmeye gerek yok. 10 saniye bile kalsa oyun disiplininden kopmak yok, şablonu değiştirmek yok. Nonda'dan gol beklemek var.

İnanın hiç sinirli değilim, kızgın da değilim, yalnız biz gözümüzde bazı şeyleri fazla büyütüyoruz. Bu kadar kötü futbolla kazanmak iyi değil, bir kere daha yazıyorum buraya, Gökhan Zan- Servet-Sarp- Topal'ın aynı anda oynadığı takımın iyi oynama ihtimali yok. Elano- Arda- Keita- Kewell aynı anda takımda değilse de hiç iyi oynama ihtimalimiz yok.

Şampiyon olur muyuz? bu lig de aynı futbolla şampiyon da oluruz 5. de. Ben üşüdüm artık, soğumuştum futboldan, böyle devam edecekse beni derin dondurucuya kaldırın. Takıma teknik bir defans oyuncusu, orta sahaya bir oyun kurucu bulduğunuz zaman beni uyandırın. Ben neticeyle tatmin olan bir taraftar değilim, iyi oyun peşindeyim. Ve maçlar geçtikçe biz kötü oynuyoruz. madem bu kadar oynayacağız, bunca yatırım neden?

16 Kas 2009

Küçük, Küçük Gazeteye


Tam yakıştı, lağım Ercan Saatçi'nin damat kontenjanından yönetici yapıldığı gazeteye Galatasaray'ı yazması için birini ver deselerdi Hakan Ünsal'ı verirdm. Galatasaray taraftarının en nefret ettiği Galatasaray'lyıı, Galatasaray'lıların boykot ettiği Hürriyet'te görmek beni çok mutlu etti. Biliyorum ki büyük Galatasaray taraftarını da memnun etmiştir. Zaten küfür etmek için okunan Hakan Ünsal'ı bundan sonra okuma mecburiyeti ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla küfür edip de ruh sağlığımızı biraz daha bozmaktan kurtulduk.

Hakan Ünsal artık hepimizin emin olduğu üzere Galatasaray'a giydirmeyi düstur kabul eden bir anlayışla spor medyasında kendine yer bulmuştu. Ne kadar akılıllı bir iş yaptığını gördük. Büyük abileri de iyi izlediler kendisini bir yıldır. Ve büyük ikramiyeyi kazandı, Türkiye'nin en büyük gazetesine yapay geçiş yaptı. Artık Ercan'la kanka olurlar ve yakışır.

Okumayız elbet, ancak okuyanlardan, bloglardan duyarız. Artık daha fazla saldıracaktır Galatasaray'a, mikseriği artacaktır. Kıskançlığı çatlama noktasındadır.

Hani ben deseleksiyon derim, uygun olmayana, işte tam burada seleksiyon var. Ercan Saatçi'nin spor müdürü olduğu bir gazetede Galatasaray yazarı Hakan Ünsal olmalıdır. Tam uygunluk vardır. İsabet ettireni kutlamak düşer bize.

15 Kas 2009

Elano Blumer


6 gün önce Diyarbakır'da oyuna 5 dakika kala giren Elano, dün akşam Brezilya Ulus takımında banko oynadı. İnanılır gibi değil, bir futbolcu Brezilya takımında tek bir maç yedek bile çıkmış olsa bu futbolcunun Galatasaray'a gelişinde, binlerce taraftar tarafından hava alanında olurdu.

Diyarbakırspor maçında son dakikalarda niçin oyuna girdi belli değil. Acaba Surinamlı ne dedi onu oyuna sokarken? Elano oynayacak mı?, oynamalı mı? Hele ki dün akşamki maçtan sonra taraftarın kafası karışık. En önce biz karıştıralım bakalım kafamızı, şu kısa zaman zarfında oyun yapısını tanıyabildiğimiz kadarıyla Elano'ya yer bakalım.

Benim tezlerim aynı, stoperleri Gökhan ve Servet olan takımda Elano banko oynayamaz. Oynarsa o maçtan hayır beklemeyin. Üstelik golcü Nonda ise berbat bir maç çıkartır Elano.
Kalın
Stoperler cepheden gelen hava toplarında iyiler, fakat bu topların çoğu zaten tehlike bile olmaz. Yanlardan gelen toplarda da çoğu zaman vurduruyorlar, giren giriyor, girmeyen unutulup gidiyor. Topu oyuna sokma becerileri sıfırın altı. En fazla yanlara, rakip en az 20 metre mesafedeyse verebiliyorlar. Çalım atma hünerleri yok, yatarak kayarak top çıkaramıyorlar. Servet hızlı adamları kalçasıyla durdurabiliyor ancak. Biraz uyanık futbolcu arkadan dolanarak topu kapıyor. Duran toplarda ileri çıkmaları tehlike yaratmıyor rakip kalede. Bu topların çoğuna vuramıyorlar, vurdukları da meydanda zaten. Kaleciyle paslaşıp oyuncu eksiltme işini de yapamıyorlar. Kısaca ne yap(amadı)kları puan cetvelinde yazıyor.

Surinamlı daha fazla gol yememek için mecburen orta sahaya fazladan bir adam koydu son maçlarda. 3 dandik maça çıktık, bir gol yedik. Başka da pozisyon olmadı, bu durumun defansın başarısı mı, rakibin kötü oyunu mu olduğunu ilerleyen maçlarda göreceğiz.

Defans bloğunun ahvali böyleyken, orta sahada 3 oyuncu barındıracak iseysek ve gol atması için Manda Yiyicisi'nin kımıldamasını bekleyeceksek, Elano'ya bu takımda yer yok. Arda'yı oturtacak halimiz olmadığına göre, biz kötü oyunlarla galip gelerek idare edeceğiz.

Başka altarnatif yok mu? var. Ve mutlaka olacak göreceksiniz. Devre arasında mutlaka oyun kurucu teknik bir stoper alacaklar. Alamazlarsa da tam kazma iki stoperle oynayacaklar. Gözünü budaktan sakınmayacak, ileri hiç çıkmayacak, yerden havadan savaşacak, rakibe top göstermeyecek 2 kişi oynatabilirlerse o zaman orta sahada bir lüksümüz olacak, o lüks mevkiye de Elano'yu yerleştireceğiz.

Yani ben savunmada Servet ile Emre Aşık'ın oynamasını daha evla görüyorum. Ve formülü yazıyorum, maçlar oynandıktan sonra açar bakarız.

Servet-Gökhan-Elano-Nonda aynı maçta ilk 11 de oynayamazlar.

Galatasaray'a gelebilecek en büyük hoca gelmiştir. Belki bu seneyi takım kurmakla geçiriyordur, ama benim bildiğim, inandığım, güvendiğim Surinamlı, en kısa zamanda savunmada teknik bir adamı oynatacaktır. Nasıl ki Sabri'yi Cafu yaptı, belki Semih, belki Topal, belki hiç ummadığımız birini Popescu yapacaktır. Bakmayın siz maçlardan sonra iyi oynadık dediğine. Oynatabileceği oyun bu olacaksa buralarda bir dakika durmaz.

Topu en az enerjiyle Elano'ya, Arda'ya ulaştırabilirse, Baros'la beraber takım Aslantepe'ye aslan gibi taşınır, her maçını da 50.000 kişi seyreder.Bekleyip göreceğiz.

10 Kas 2009

Dost Acı Söyler


Son 3 maç, 3 galibiyet, atılan 7 gole karşılık yenen tek gol. Ve ben böylesi bir periyottan sonra yazıyorum. Testi kırılmadan yani.

Son 3 maçta top yekun sezonun en kötü futbolunu oynadık bana göre. Bu gidişle de iyi futbol oynamamız fazla iyimserlik olacak. Oturdu denilen takımı analiz edeceğim.

Sarp, Balta, Gökhan, Servet, Barış, Ayhan, Nonda; bu 7 kişiden 6 sının banko oynadığı,

Arda, Elano, Baros, Kewell, Keita; Bu 5 kişiden 4 ünün banko oynamadığı bir takımın iyi futbol oynaması imkansızdır.

Kaledeki Leo Franko, kaleciden daha çok bir savunma oyuncusu konumundadır ve bu durum bizim istediğimiz, benimsediğimiz durumdur.

Ancak Taffarel'den sonra kaleye geçmiş teknik bir oyuncu olan Leo, son maçtaki oyunu da göz önüne getirildiğinde bu defans yapısıyla maskara olup gidecek pek yakında yerini Aykut'a teslim edecektir. Ve bana sorarsanız, stoperlerde Gökhan ve Servet birlikte oynayacaksa Leo'ya gerek yoktur. Teknik bir kaleciyle, teknik bir stoper oynarsa bir anlam taşır geriden oyun kurma işi. Misal geçen sene beğenmediğim Meira bu sene oynasaydı bu kaleciyle muhteşem oyunlar çıkaracaktı. İki kazma bek, sırtlarında dinamit fıçısı, oyun kurma becerileri sıfırın altı, rakip kalede çıktıkları kafaları vuramazlar. Yaptıkları tek şey gelen topu gelişi güzel şişirmek. Ya da geriye, yana pas vermek. Aralarına atılan her hızlı top, araya sızan her hızlı futbolcu ölüm tehlikesi.

Ben geçen yıllarda Beşiktaş'ın bizim maçtan önce oynadığı maçları dikkatle izler, Gökhan Zan'a bir şey olmasın, sakatlanmasın atılmasın diye totem yapardım. Umudum gittikçe kırılıyor.

Orta sahada saydığımız 7 kişiden 3 ü oynuyor ve benim içim acıyor. Koskoca Galatasaray, koskaca Surinam'lı oyun kurucusuz sahaya çıkıyor. Bir birinin aynı istikbali olmayan, takımı ileriye taşıyamayacak Sarp, Topal, Barış (Ayhan) ile oynuyor. Amacı topun bizde fazla kalması elbet. Son 3 dandik maça bakarsak top bizde fazla kalmış gerçekten. 3 maçta toplam 1.5 gol pozisyonu olmuş, biri girmiş, biri yarım metreden kaçmış.

Baros sakatlandı, belki Galatasaray'ın oyun sistemi tamamen değişti. Nonda'ya mecbur kaldık, Adam topla buluşamama ustası. Elano değil, Messi olsan ne yazar. Topu Nonda'ya çarptırdın başarılısın 3 metre önüne, gerisine atarsan gülle var bacaklarında topa dokunamaz. Kaleciyi, defansı tehdit etmez, zaten yarım adam 3 maç sonra sakatlanacak bakalım sonra ne olacak?

Saydık takımı, oturmuş takımı; Kalede Leo, sağ ve sol taraf tartışılmaz. Etti 3 kişi. 2 kazma bek, 3 defans önü liberosu birde Manda Yiyicisi kaç oldu? 9 galiba, geriye 2 kişi kaldı 11 kişiyi tamamlamak için. Baros bereket sakat, Surinam'lının işi kolay bir kişiyi daha oturtacak. Keita, Kewell, Arda'dan ikisi oynayacak. Kewell formda, ancak 90 dakika devamlılığı yok. Sürekli oynarsa o da bu sağlık ekibi varken revire en yakın futbolcu. Geriye Arda Turan kalıyor ilerde gol bölgesinde.

Arda'yıda el birliğiyle bitirmek üzereyiz, valla bu takım bu kadar golü nasıl atıyor şaşırıyorum? Bu gidişle gol ortalamamızın düşmesini beklemek uzak ihtimal değil. Bu ülkedeki futbolun çapı belli, ne kadar kötü oynarsan oyna maçları kazanırsın nasılsa, ancak kızışan Avrupa Liginde, kanlanacak Türkiye Liginde bu kötü oyunla sıkıntıya düşmemiz kaçınılmaz.

Geçen yıl Lincoln'ü kesen Bülent'e kötü giydiriyorduk. Bu sene de Surinam'lı aynı şeyi yapıyor. Objektif olmamız lazım. Elano'yu ya kovacaksın defolup gidecek ya da banko oynatacaksın hocam. Bizim lig İspanya Ligi değil. Keita'yı devre arasında uyardın, sahaya çıkınca unuttu, Barış'ı profesyonel sandın az daha ipe gidiyorduk. Eyyam yapma hocam, senki İniesta, Xavi'yle oynatmış adamsın Barça'yı. Sarp ile Balta'dan bu ikilinin benzerini yaratacaksan bekleyeceğiz. Nerde o her 2 dakikada bir gol pozisyonuna giren takım. Medya Sülükleri sesini kestiler şimdilerde. Oynadığımız oyundan çok memnunlar! Elano'dan, Arda'dan çok korkuyorlardı. Çok gol yiyorsunuz diye uyardılar bizi. Takıma bir kazma daha monte ettik. Şimdi herkes mutlu. Kötü oyun elbet tökezletecek takımı, bunu öngören medya memnun, 3 puan alınıyor, taraftar memnun. Futbolcu prim alıyor şimdilik memnun.

Şimdi iddiamı ortaya koyuyorum, Servet ve Gökhan'dan birinin yerine teknik bir toper oynatamazsak, Kewell, Arda, Baros, Keita, Elano'dan en az 4 ü banko oynamazsa, Sarp ve Topal'dan birinin yerine iyileşen Linderoth sahalarda değilse, kusuruma bakma Sevgili Surinam'lı, ne kadar büyük hoca olursan ol, beyninden geçeni sahaya yansıtamayacak ve Galatasaray'a yazık edeceksin. Neeskens'in yanına Van Basten'i de çağırsan nafile.

Beni yanılt be Surinam'lı, eğer sende diğerleri gibi lokal galibiyetler, sıralı şampiyonluklar peşindeysen(Türkiye de şampiyonluk sırayla, 10 senede 4 defa biz 4 defa Fener, 1 defa Beşiktaş diğer 1 şampiyonluk 3 ihtimalli) yazık olacak bize bir kez daha. Zaten futbolu sadece televizyondan seyreden bir milletiz, iyice nefret edeceğiz.

Hagi gittikten sonra soğumuştum, sen gelince biraz içim ısınmıştı, son 3 maça kadar da çok memnundum takımdan. Yol yakınken dönemezsek, ve sen gidersen kendimi mumyaya çevirir eğer ömrüm vefa ederse uzunca bir süre takımı bırak tribünlerden, televizyonlardan bile seyretmem.

Ey Büyük Surinam'lı her halde bana kıymazsın?

8 Kas 2009

Hatice'nin Peşinde; Diyar 1- Galatasaray 2


Son lig maçında Galatasaray'ı hiç beğenmemiştim. Benden başka herkes iyi oynadığımızı söyledi, yazdı. Acaba bende her zamanki gibi bir anormallik mi var? diye Çarşamba maçını bekledim. Takım deplasmanda Dinamo'yu 3-0 la geçtiğinde de beğenmedim oynanan oyunu. Yazmadım maç yazısını, bekledim millet ne yazmış diye. Bana göre sezonun en kötü futbolunu oynamışlardı. Galibiyete limon sıkmayalımdı.

Haftaya Ercan yalama'sının küfürüyle girdik. Hatta Diyarbakırspor'a anında motivasyon şalışmalarını başlattılar. Akıllar Galatasaray'a bir çelme taktırmak üzerine çalışmaya başlamıştı.

Diyarbakır'daki Galatasaray maçının tansiyonu elden geldiğince düşürülmüştü. Muhtemelen bilet fiyatları pahalıydı, o yüzden maça ilgi yoktu. Halbu ki Diyarbakır'ın çoğu Galatasaray'lıydı.

Galatasaray'ın kötü oyunları devam ediyor. İddiamda ısrarlıyım, Gökhan ile Servet'le iyi oyun kurmamız çok zor. Nitekim bu maçta ilk defa kaleciyi hiç beğenmedim. Demek topu bize verme diyor bizim stoperler. O da bu maçta bütün topları sıradan küçük takım kalecileri gibi degajlarla oyuna sokmaya çalıştı. Tabi ki çoğunda sokamadı.

Barış Özbek, arı gibi çalışarak formayı kaptı. 3 maç üst üste oynama lüksü bize pahalıya patlayacaktı az kalsın. Surinam'lının takıma ve lige tam konsantre olabilmesi için bir sezonu geçirmesi gerekecek. Hoca'nın elinde bir şablon var, isimler yeri boş. Oraya maçtan maça isimleri yazıyor, oyunu planlayıp idare ediyor. Oynattığı takımdan da planlarına uyulmasını bekliyor. Kara Şimşeğe Fener maçının devre arasında söz geçirememişti, bu maçta da Barış'a. 70. dakikada klasik oyuncu değişiklik dakikamız. Barış çıkacağını anladı, en iyisi ben kendim çıkayım, taraftarın yüreğini ağzına getireyim dedi. Sarı kartlı futbolcu, topa bilerek elle dokunuyor, biz ne yazalım bu konuda? Çevik ama akılsız futbolcumuzu neremizde saklasak.

Elano Blumer, Mustafa Sarp'ın olmadığı bir takımda vasatın altında bir takımla oynanan maçta yedek kulübesinde oturuyor. Sen kalk Brezilya milli takımında oyna, maçın son 5 dakikasında fasülyeden oyuna gir. Uyum sorunu falan palavra, Surinam'lının sisteminde bu futbolcuya, yer ve ihtiyaç yok. Biz boşuna beklemeyelim Blumer'i. Oynayacak olsa oynatırlar, demek yereli değil.

Baros'un sakatlığının en fazla Nonda'yı üzdüğüne eminim. 2 maç daha oynasın Manda Yiyicisi'ni yok sayabilirsiniz. İhtiyaçtan oynayan adamımız, sakatlanıp oturacak. Sakatlanmamak içinde aynı böyle oynayacak, daha doğrusu oynayamayacak. Bereket derbiler atlatıldı, hatta Keita'nın yokluğu da kayıpsız geçildi. Kaleci ceza sahası dışında elle oynadı, top Nonda'nın önüne düştü, beyin sıfır ilerlese boş kaleye doğru yürüyecek, Ata Demirer'lik yapıyor ''amaaan işim yok 5 metre koşacamda ne olacak, iyisi hakemden serbest vuruş dileneyim''

Maçın sonlarında Diyarbakırspor ilk kez gol pozisyonuna girdi. Mendoza ilk devre gereğinden fazla koştuğundan dermansız vuruşu Leo'nun şaşkın bakışları arasından dışarı gitti. Sabri'nin gol çizgisinde durup da bu pozisyona ofsayt istemesi ilginçti.

Takımda Kewell, Topal ve biraz da Arda dışındakiler keyifsiz bir maç izlettirdiler. 10 kişi kaldıktan sonra koskoca Galatasaray'ın tek bir pozisyon bile üretememesi ileriki maçlarda başımızı ağrıtacak. Galip gelindikten sonra iyimser taraftarlar için sorun yok, ancak benim gibi iyi oyun peşindekileri tatmin etmez. Dün Beşiktaş'ın sıçan gibi sinmiş futbolunu seyrettikten sonra, bizim de son 20 dakikada mecali olmayan bir takımdan bile korkarak maçı bitirmemizi ben içime sindiremedim.

Arda'nın gol atmasını çok istiyordum, umarım morali havası yerine gelmiştir. Arda tamamdır, artık çıkışa geçmiştir, Topal tamamdır, geçen maçla beraber çıkıştadır. Ancak Ayhan'daki irtifa kaybı devam etmektedir, son yılların en kötü futbolunu oynamıştır.

Oyun kurucusuz, orta saha kalabalık, gol yememek birinci vazife, nasıl olsa atarız ana felsefe. Netice tamam, nerdesin Hatice? 3 maç 3 galibiyet, oyun? önemli değil, 3 puan olsun bizim olsun! Ben başka alemlerdeyim beni tabela kesmez, hatta bana göre bu gece maç berabere bitti. Fazladan 2 puan yazdılar. Bu hafta maçlar yok, daha sonra da en güzel maçımızı oynayacağız-Beşiktaş Fenerbahçe maçını- lider çıkabiliriz yani.

Ne yapalım futbolumuz bu kadar işte.

2 Kas 2009

Sülüklerin Ardından # 9


Epey ara verdik sülüklerin ardından küfür etmeye. Aslında moralimiz bozuk elbet geçen haftadan beri. Evet iş spor olsa, futbol olsa sedece, ve biz 3 ihtimalden en yakını olanını alsak ve dönüp gelebilsek sorun yok. Taraftarız biz, bizi seyirciden ayıran şey yenildiğimizde sadece üzülüyor olmamız. Seyirci ise yenilgide kızandır, küfür edendir, lanet okuyandır. Onlar her maç galip gelecek bir takımın seyredeni olmak isterler, en ufak bir geri düşüşte, geri dönüşü beklemeden araziye uyarlar. Nitekim son maç olduğu gibi. Bu yüzden üzüntümüz devam ediyor işte. Kızsaydık, kızgınlığımız çoktan geçecekti.

Bünyamin Gezer vurdu damgayı bu kez. Yalandan ağlayanları saymazsak, maçı ertelemedi diye dövünmek boşuna. Ben tribünlerde, ağların ardındaydım. En fanatik Galatasaray'lılardan biri olarak bana danışsa, erteleyeyim mi dese, sakın ha derdim. Ne ertelemesi, biz yıllardan sonra, başımızda Surinam'lıyla Kadıköy'den galibiyetle dönmeye gelmişiz. Yenilince, Haldun'a verilmiş görev, taraftara şirin gözükmek böyle olmaz. Birazdan açıklayacağız taraftarın kalbine gidecek yolları. Ne yapsın adam, maçtan 1 saat önce olmuş bir olay için niye erteleyecek maçı. Hamaset edebiyatından nefret ettim, Mayıs ayında şampiyonluk kupası bizimmiş, olmasa ne yazar. Biz Galatasaray'ı şampiyon olsun diye mi seviyoruz. Maçtan sonra sorgulanması gereken şey, basit bir polis memurunun üst düzey bir emniyet müdürü tarafından nasıl ve niçin aranıyor olabilmesidir. Ofsayt golü veremeyen yan hakemdir sorgulanması gereken, ve her nedense hiç bir Galatasaray maçında Kadıköy'de hakem hatasının neden Galatasaray lehine olmadığını haykırabilmektir. Ben Haldun'un açıklamalarından bir Galatasaray'lı olarak utanç duyduğumu söyleyebilirim. Aziz Yıldırım 3 sene şampiyon olacağız dediğine nasıl kızdıysam, Haldun'un havaya laflarına da o kadar sinir oldum. Beni bağlamaz, ben bağımsız bir Galatasaray taraftarıyım, herkesin beğendiği futbolu ben beğenmeyebilirim, galibiyet herkesi tatmin edebilir ancak ben güzel futbol dilencisiyim.

Bu hafta bu sene ilk, 3 büyük takımın maçını da izledim. İşte bu kadar, bizim gözümüzde büyüttüğümüz futbol bu. Daha ligin yarısı olmamış, Beşiktaş taraftarı takımı çoktan terketmiş, kendine oynuyor, tribünlerde gürültü ve görüntü kirliliği, söylenen tezahüratlarla oynanan oyunun alakası yok. Seyircinin takıma, oynanan oyuna en ufak bir katkısı yok. Kulakları uyuz eden, detone şarkılar. Televizyonun sesini kıstım. Al bizden de o kadar, biz tezahürat yapmasını bilmiyoruz. Futbolculara danışsak, sesinizi çıkarmadan izleyin diyecekler. Sıkıcı, kulak tırmayalıcı şarkılar. Uzun,sözleri anlaşılmayan melodiler. ''Bağırın lan'' cıların tatmini için zoraki katılınan gürültüler.

Tribünler bom boş. İnönüde, Ali Sami Yen'de seyirci yok olmuş. Kayseri'ye lgin lideri gelmiş, son hafta Galatasaray'ı yenmiş lig lideri. Kayseri'de yapacak hiç bir şey yok. 10 lira verilip o muhteşem stadyumda o maçta olmamak nasıl bir duygu. Ben Kayseri Belediye Başkan'ı olsam kente ceza keserim. Maç yayınlarını bozarım.

3 maçta atılan gollere bakın. En çok biz atmışız, bir tanesi kalecinin salaklığından. Gerçi teşekkür etmek lazım, o salaklığı yapmasa biz Kewell'in golünü nerde seyredeceğiz. Beşiktaş maçında defansa çarpıp giren gol, maçta saydım dikine 3 pas yapılamadan maç bitti. Fener maçındaki o gole topluca sevindiler, orta sahada ağlamaları gerekirdi. Son yarım saatte sıçan gibi oynadılar, hezimetten kalecileri kurtardı.

Şimdi geliyoruz esas konuya, sülüğün peygamberine. Bi Bok Sandığımız Ercan Saatçi'ye. Galatasaray taraftarı infial içinde. Ben değilim, eğer Ercan Saatçi'den başka bir şey duysaydım şaşırırdım. Ne güzel s.kmişler bizi, helal olsun. Diğer yalamayı tanımıyorum, şarkıcıymış, o da a.mımıza koydu büyük bir zevkle. Güzel de götleri yusuf yusuf şimdilerde, özür dilemiş aklınca. Park Kafede'de biz ediyormuşuz küfürü. Ne varmış ki bunda. Ne varsa niçin özür diliyorsun kancık. Bak biz şu kıytırık sitemizi günde 200 kişi okuyor diye nasıl dikkat ediyoruz yazdıklarımıza. Biz ekranlardan para kazanmıyoruz, küfür ediyorsak da sapına kadar ediyoruz. Şimdi ben buradan belki de ilk defa bütün içtenliğimle küfür ediyorum lan sana orospu çocuğu Ercan Saatçi. Hodri meydan, bunca yıllık Galatasaray'lılığımın hayrını görmeyeyim dışarda görürsem kafayı yapıştıracağım. Ne pahasına olursa olsun ben bu sütunlarda Ercan Saatçi'ye, içimin olanca nefretiyle küfürümü ediyorum. Ananı sikeyim Ercan Saatçi senin emi. Hatta daha ileri gidiyorum, sana hak veren, iyi yapmış diyen Fener'li varsa aynı küfürümün daha kuvvetlisi onlar için ediyorum.

Haldun bey, Galatasaray yenildiğinde işi hakeme, başka şeylere yıkmak, yenilgiye kılıf aramak Galatasaray amirliği değildir. Bir medya mensubunun Galatasaray'ı bu kadar aşağılayabilmesine seyirci kalmak Galatasaray'lı duruşu değildir. Biz de ediyoruz Fenerbahçe'ye küfür, ancak bu yaşıma geldim hiç bir Fenerbahçe'linin yanında Fener'e küfür etmedim. Korkumuzdan değil insana saygımızdandı, evelallah bu yaşımıza geldik yanımızda Galatasaray'a da kimseye küfür ettirmedik.

Varsa göze alan buyursun, Ercan Saatçi'nin izinden gitmek isteyen delikanlı varsa kimliğini vererek istediği küfürü edebilir. Şimdiye kadar yazmadım ama adsız kimliklerle bu sütunlara girip küfür yazan Fenerbahçeli'lere de aynı küfürü ediyorum haberleri olsun.

Sevgili Galatasaray; Seni ne kadar ezerlerse ben o kadar seviyorum işte. Ömrümü çaldın, senin yüzünden kavimden kardeşten vazgeçtim, senin adını lanetle ananlarla dövüştüm. Senin için ben hayatımın en büyük meydan kavgalarına giriştim. Ömrüm ne kadar vefa ederse gerektiği her an aynısını yapacağım. Feda olsun.

1 Kas 2009

Kötü Oyunla Bu Kadar; Galatasaray 2- Sivas 0


Hafta arasındaki maç da kesmedi hüzünlü günleri. Üzüntümüz devam ediyor. Bu arada hava da fena patladı, kış mesaisine başladı taraftar. Kış mevsimini taraftar için imtihan mevsimidir. Taraftarla seyirci arasındaki somut farkın ortaya çıkması açısından. Moral bozuk, hava kötü maça gitmesek de olur deyip televizyon başındaki seyirci ile, sonuç, hava, şartlar ne olursa olsun tribünde olan, hafta arasındaki video için Ercan Saatçi'ye söven, Hürriyet Gazetesini dışarı davet eden, üşüyen, ıslanan taraftar işte bu kadar. 5.000 kişi.

Taraftarı böyle, takımı coşkusuz görünce benim için bu maç kesin kötü oynanacaktı. Ben bir şey söyleyeceğim, takımda stoperler Gökhan ve Servet, ön liberolar Sarp ve Topal olduğu müddetçe iyi futbol kimse beklemsin. En azından Rijkaard bu futbolcularla istediği futbolu oynatamaz. Gökhan maç boyunca en az 8 defa kaleciye pas verdi, ileri attığı toplar da tam bir kazma bek işi.

Zavallı Manda Yiyicisi, Baros'un sakatlanmasına ne kadar üzülmüş. Ne güzel şu soğukta dizlerinde battaniye kulübede oturmak varken maç boyunca it gibi titredi durdu. Attığı gole bakmayın, kim bilir kim bağırdı da koştu, kaleci çıkmayınca mecbur topla buluştu. İşimiz ayağında demirle oynayan Nonda'ya kaldı, istatistik gittikçe düşecek.

Sivasspor bu sezon seyrettiğim en kötü takım. 2-0 a el sıkışır bir top oynadılar. Bülent Uygun demek Sivas'ı bok içinde bırakıp kaçmış.

Kewell'in vuruşunu kimse göremedi. Tribündekiler kesin göremedi de ben televizyon başındakilerin bile gördüğünü sanmıyorum.

Arda'daki sıkıntı futboluna yansıdı nihayet. Atılan gollerdeki toplu sevinçlerde bile coşku yoktu.

Maçın başında hocanın dedikleri daha unutulmadan topluca saldırıldı. Gol kesin gelecekti, gol olduktan sonra iş bitti. Taktik unutuldu gitti, oyun rolantiye alındı, kimse dikine oynama riskine girmedi. Kalciye top gelince herkes yalandan arazi oluyor, topu oyuna sokmaya kimse gitmiyor.

Kalecinin hatasını affetmeyen hakem nasıl olduysa çift vuruş çaldı. Bu beklenmedik bir düdüktü bizim için. Oradan gol kırk yılda bir olurdu, Kewell vurmasaydı yopa. Ağır çekimi bile yok, top o hızla nasıl yön değiştirmiş, sanki ateş etmiş usta.

Takımda iyi oynayan varmı diye zorladım kendimi. Kewell'i çıkart, Arda'yı yok say geriye kalanlar iğrenç bir mücadele sergilediler. Dün Beşiktaş'ı bugün Galatasaray'ı seyrettikçe neden Dünya Kupasında yokuz diye üzmeyelim kendimizi. Kapasitemiz bu kadar, futbol dışı şeylerden bile aşırı etkileniyoruz. Takım Fenerbahçe'yi yenip gelse böylemi oynayacaktı aynı oyuncular?

Son tahlilde ben takımı hiç beğenmediğimi, ayrıca saha dışını, sahaya yansıttıkları için sitemlerimi söyleyeceğim. Haldun Ağa'nın havaya lafları Şampiyon olmamıza yetmez, işimiz zor.Seyrettiğim en kötü futbollarını oynadılar bu sene, geçen haftaki maç dahil. Benim için netice hiç önemli değil, ben Haticeden yanayım.

31 Eki 2009

Neyin ÖÇ'ü, Neyin HINÇ'ı




Perşembe gecesi sevgili kardeşim Hıncal Uluç telefon etti; “İstanbul’a yeni döndüm, dünkü yazını şimdi okudum. Kafka’nın hikâyesinin kahramanının adı neydi?..”
Telefonda durakladım; “Allah Allah, yazımda da yazmışım adını, üstelik Hıncal bilmez mi, bana neden soruyor, bunda bir cinlik var ama, nerede?..”
Gene de cevap verdim; “Gregor Samsa!..” Kahkahayı patlattı; “Gregor Samsa’nın adının baş harfleri ne?..”
Bu defa ben kahkahayı patlattım; “G.S!..” Vay canına sevgili okurlar, Franz Kafka “bu ünlü hikâyesinde, benden çok önce, taaa o günlerden Galatasaray’ı yazmış” galiba, şifre ile; “GS!..”

Ne isim koymuş be bey babanız, biriniz öç alıyor, biriniz hınç alıyorsunuz. Hınç alanınız yıllardır bu ülkede bir numaralı bilirkişi olarak ger konuda görüşünü kitlelere benimsetebilmektedir. Aykırı görüşü esastır, kim neye karşıysa o taraftan olur. Sezon başından beri bitirmeye uğraştığı Galatasaray, 3 maçta 8 puan kaybedince yağları erimiştir. Ne de olsa demişti, dedikleri çıktığı için de mutludur. Servet'in götünü dayayarak top oynadığını bir tek o gözler görmüştür. Yıllarca Hakan Şükür kaleciye doğru boş koşular attığında enerjisini gereksiz tüketiyor diye yırtınan Hınç alıcı, iş Kazım'a gelince büyük antrenör dehalığından söz etmektedir. Aslında Servet biraz akıllı olsa, Kazım topa dokunmadan maçı bitirebilirdi. Kaleciye uzatılan topu, tekrar alma riskine girmedikleri için kaleci topu kaptırdı bir kaç kere. Köşe başları onun, o ne derse odur. Bütün millet Arda'ya çullanmışken şimdi aklı sıra Arda tarafına geçmiştir. Arda'ya mektup yazmış gaza getirmeye çalışıyor. Arda gibi futbolcu üst üste maç kötü oynamaz, yakında bir maçta coşacak, bizim ünlü Nonbertarafus durumdan vazife çıkarıp, kendiyle bir kez daha övünecektir.

Artık Hınç alıcıya alıştık, okumadan da duramıyoruz. Ne kadar sinir olursak o kadar iyi mantığıyla daha çok seneler okuyacağız. Ancak son zamanlarda bir de Öç alıcı çıktı. İki kardeş bir birinin aynı yazılarla muhtemel Galatasaray başarısızlığı üzerine kurgularını yapıyorlar. Aynı şeyleri Fenerbahçe için yapsalar sonuç daha başarılı olur halbu ki. Ben de buradan bir gün Fenerbahçe'nin bir takımdan hezimet yiyeceğini yazayım gün be gün. Elbet bir gün tutacak.

Bir gece Kadıköy'de bir baktılar ki koskoca Galatasaray, hamamböceği oluvermiş. Ne komik, hem dediğiniz çıktı, hem de ulamalığınız devam ediyor hala. Ben takip etmiyorum, Öç alıcı da belki uzun zamandır yazıyor, ancak gündemdeki büyük gazetelerde olmadığından kardeşi kadar popüler değil.

Ne güzel iş aslında, Galatasaray'lı olacaksın Galatasaray'a saldıracaksın. Galatasaray ezilirse dediğim çıktı diye sevineceksin, Galatasaray ezerse Galatasaray'lısın ya en güzel yazıları yine sen yazacak başka türlü sevineceksin.

Yok öyle yağma, ateş düştüğü yeri yakıyor, üzüntümüz de bizim, sevincimiz de. Hıncınızı, Öcünüzü aldınız yeter, bırakın şu takımı artık bize. Sizler 10 senedir Kadıköy'de Galatasaray'ın neden hep kaybettiğine kafa yoracağınıza, devletin resmi takımının neden 25 senedir kupayı alamadığına da yorun biraz.

27 Eki 2009

Aldırma Cim Bom


Futbolculara kimse kızmasın.3 gündür taraftarın çoğu infial içinde. Arda'dan girip, Aydın'dan çıkan, Ayhan'a giydirip, Elano'ya sövenler var. Kimse merak etmesin, kimse moralini bozmasın 1 ay önce takım nasılsa şimdi de aynı. Hiç oynayamadıkları, hezimetten kurtuldukları son maç dahil. Kaldı ki Aydın başka bir stadyum'da olsa rahat atabileceği pozisyonda, titremiş çok kötü vurarak takımı olası beraberlikten etmiştir.

Sevgili Galatasaray Kaptanı, Amigo Sabri, Ayhan, Kewell sakın üzülmeyin taraftarımızı üzdük diye. Maç bittiğinde, bitti bizim acımız, kızgınlığımız, kötü kadere küsüşümüz. Sizler Kadıköyde bir maç oynamadınız, bu gidişle de oynayamayacaksınız. Nasıl ki biz yolun üstünden taş yağmuru içinde bir hayvanın ahıra sokulması misali ağların, tel örgülerin, kalelerin görünmediği adına tribün denen yere tıkılıyorsak, 90 dakika hayatımızın en büyük desibeliyle bağırdığımız halde sesimizi televizyonlardan duyuramıyorsak ve kısaca stadyumda eziliyorsak sizin durumunuz da aynı. Arena da yırtıcı hayvanların arasına atılıyorsunuz orada. Koskoca camia senede bir maça kilitleniyor. Önceki ve sonraki maçı riske atıyor, taraftarları senede bir defa o stadyumu tamamen doldurabiliyor. Futbolcusu o maça kilitleniyor, sporun oyunun dışında yapılabilecek ne varsa yapıyor ve neticeyi alıyor.

Peşpeşe yenildiğimiz 10 maça bakalım, hangisinde hakem hatası Fener aleyhine olmuş. Hangi maçta yapılan şovlarda, asılan pankartlarda, çalınan müziklerde yöneticilerinin parmağı olmamış. O kadar eminlerki yeneceklerine tribünleri konfeti bulutlarıyla örttüler. Neticede bir lig maçıdır, Galatasaray'ı yenince de aynı puan veriliyor. Nerden biliyorsun yeneceğini, hadi biliyorsun ne oldu, Şampiyonmu oldunuz, kupa mı kazandınız ki turlara çıktınız. Aynı şovu Kasımpaşa maçında neden yapmıyorsunuz?

Bazı iyimser maç analizcileri yazmışlar, Baros sakatlanmasa, Elano oynamasa, Keita atılmasa... bunlar beyhude şeyler. Maçla ilgili benim tek sitemim Arda'nın çıkarılmasınadır. Dünya'nın en büyük takımını yönetmiş adamlar Türk futbolcusunu, her hangi bir Türk maçını tanımaları zaman alacak. Ya da sistem denecek, hiç bir şeyden taviz verilmeyecektir. Arda'nın oyundan çıkması için oyunun durması bekleniyordu. O sırada korner atıyordu Arda, ve o korner gol oldu. Santra yapılmadan Arda kenara alındı. O anda Arda'yı azıcık tanısaydı hoca, asla değiştirmezdi. Takım, en azından Arda direniş gösterebilirdi. Eminim sonuç değişmeyecekti, ama en azından taraftar oynanan oyuna üzülmeyecek, teslimiyete, çaresizliğe terk edilmeyecekti. En azından, azıcık mücedele edebilen tek futbolcumuz Mustafa Sarp olmayacaktı.

Bunca uzun girişten sonra neden yeniliyoruza kafa yoralım. Ben son maça gitmiş tecrübeli taraftar olarak tezlerimi ortaya maç yazısında biraz koymuştum. Şimdi sakin kafayla açıyorum. Biz Aslantepe'ye geçmediğimiz sürece, Kadıköy'de Fener'i yenmeye geldiğimiz sürece, Fener maçını bir Fener'li gibi hayatımızın maçı olarak gördüğümüz sürece değil 10, 20. maçta da yenileceğiz. Biz bu Fenerbahçe'yle tarafsız bir sahada oynasak 10 maçın 9 unu kazanırız. Nitekim kupa maçlarında durum değişik oluyor, neden acaba? Çünkü kupa maçlarına lig maçı kadar önem vermiyorlar, aynı motivasyonla çıkamıyorlar, taraftarları kupa maçlarında kudurmuyor. Biz ise kendimize doğal olarak fazla güveniyoruz. Yenmeye gidiyoruz, oynadığımızı sadece bir oyun olarak görüyoruz. Eşit şartlarda bir mücadele olmuyor. Kim oynarsa oynasın Stadyumdan etkileniyor. Devre olmuş, Elano Roberto Carlos'dan forma istiyor, forma değiştiriyor. Ne yapacaksın kardeşim fenerbahçe formasını? çok önemliyse senin için terli forması, vatandaşın değilmi sana kargoyla gönderir. Biz tribünlere biber gazı yerken sen forma istiyorsun. Ali Sami Yen'de ben hiç görmedim bir Fener'linin Galatasaray'lıdan forma istediğini.

Peki hiç yenemeyecekmiyiz bunları Boklu Dere'de? Eğer seneye biz aynı stadyumda oynayacaksak, aynı koşullarda maça çıkacağız demektir. Fenerbahçe'yi yenmek istiyorsak o maçı Antalyaspor maçından farklı görmeyeceğiz. Karaborsalardan bilet alarak tel örgülerin ardına geçmeyeceğiz. Bizim için sıradan bir lig maçı olacak. Futbolcu farkına bile varmayacak fenerbahçe ile oynadığının. Ciddiye almayacak, sinirlenmeyecek, kızmayacak, Hocalar kasmayacak, gerekirse hiç oynatmadıkları adamları oynatacak. Prim vaad edilmeyecek, gol atılırsa aşırı sevinilmeyecek, gol yenirse travma yaşanmayacak. Fener maçından önceki maçta önemli futbolculardan Fenerbahçe'yi yenin diye söz alınmayacak. Neticede sıradan bir önemli deplasman maçından farklı hiç bir şey olmayacak. Biz bu Pazar maça giden 2500 kişi aynı duygularla Eskişehir maçına gidiyormuyuz?

Şimdi herkes sakin olsun, futbolculara ve en fazla teknik ekibe güvene devam etsin. Kaybedilmiş 3 puandan başka bir şey yok buna inansın. Ne futbolcuların, ne taraftarın utanacak bir şeyi yok, borcu hiç yok. Bırakın karşı taraftakiler büyük bir takımı yine yendik diye sevinsinler. Pazar günü kuduranlar, kafa kafaya oynadıkları bir Ali sami Yen maçında Nonda'nın attığı beleş golle yenildiklerinde Samandıra'yı basmışlardı. Bırakın 10 maçı, 3 maç üst üste kaybetseler bunlar aldıkları formaları iade ederler.

Kafaları kaldırın, galip gelindiğinde büyük taraftar olmak kolaydır. Büyük bir maçı kaybettiği zaman da formasını gururla taşıyabilen taraftar olmak zordur. Büyük Galatasaray'ın büyük taraftarı olmak bir ayrıcalıktır, yaşam biçimidir. Marifet elbette ezilmemektir, ama bir punduna getirip te ezerlerse seni, ezildikçe kokabilmektir. Kekik gibi, fesleğen gibi Galatasaray'lı gibi.

26 Eki 2009

Eski Tüfek Derki; Ayıların Hikayesi


STRATEJİ VE TAKTİK

Sürekli bir hedefe saldırıyor ve başarısız oluyorsanız, hatanız kesinlikle stratejiktir. Eğer bu gözle bakmazsak, gerçekten göremeyiz. Görmenin birinci şartı doğru yerde durmak ikincisi ise doğru yere bakmaktır.

Öncelikle maçı güncelliği içinde mahkum edelim. Bir maç düşünün, onikinci dakikada ofsayt bir gol yiyorsun ve mağlubiyete merhaba diyorsun. Sonra yay dışında Arda’ya infaz var devamında sahtekar bir büyük(!) futbolcu kendini atıyor ve penaltı ile mağlup oluyorsun.

Şimdi bunları yazmamdaki gaye tipik bir anti Fenerbahçe edebiyatı yapmak değil.

On yıllık bir süreçten bahsediyorum. Tüm yenilgilere bir bakın. Hiç birinde ve hatta Fenerbahçe tarihinde, bizden daha iyi ve organize bir takım görüntüsü çizdikleri yok. Bunu salt bizimle oynadıkları maçlar için söylemiyorum. Genel olarak Türkiye şartlarına göre kurulmuş ve vasat takım hüviyetinden kurtulamamış bir takım olduklarını söylemeye çalışıyorum. Galatasaray’ımızın da bu hüviyetinden kurtulduğu sadece Hagi önderliğinde bir dönemi var.

Taşları yerlerine oturtalım. Dünkü maçta olanlar ve arkasındaki geyik muhabbeti sadece zevahiri kurtarır.

Bu ülkede bir takım şeyler yaşandığında anlaşılıyor. Günübirlik değerlendirmeler tartışmalar, sonra gene aynı tas aynı hamam. En güzel örneğini dün Keita yaşattı. Aşkolsun ulan sana güzel adam! Nasıl da sınıfta bıraktın herkesi…

Spiker bile bir şey anlamadı. Aldın kafana atılan nesneyi götürüp gözlemcinin karşısına dikildin. Sen onu yerden alıp yürümeye başladığında acaip keyiflendim. Birlikte maç seyrettiğimiz güruha “Bakın şimdi mükemmel bir olay gelişecek dedim”. Tahmin etmiştim, nitekim ayniyle vaki…

Zavallı hakem yapa yapa sarıyı çıkardı. Ne olacaktı ki. Pavlov’un mahlukatı ne yaparsa o da onu yapacaktı.

Beyler bizim stratejimiz yok, taktiğimiz yok, pratik zekamız yok. Gelişen durum karşısında bir duruşumuz yok. Aslında hiçbir duruşumuz yok. Omurgasız bir toplum oluverdik.

Hep olayların peşinden sürüklenip duruyoruz…

Ne demiş şair?

“Sordum yoldan gidene,

-Kardeş yolun nereye?

Ben bilmem rüzgar bilir,

Düştüm yelin önüne!”

Hocamız yerden ayağa hızlı paslarla, sürekli kanat değiştirerek akıl dolu, çağdaş bir futbol oynatmak istiyor diyelim. Kimle yapacak bunu? Sevmediğimi sanmayın çok severim bu çocukları ama gerçekleri söylemeliyiz… Arda? Ayhan? Servet? Gökhan?

Hadi canım sen de…

Diyelim sen takımında bunu oturttun. Hangi takımla oynadığında yapacaksın? Fener? Beşiktaş? Ankaragücü?

Hangi kafa bunu kabul eder? Rıza Çalımbay? Samet Aybaba? Hikmet Karaman?

Gidin işinize kardeşim. Türübün ahlaksız, Hakem ahlaksız, Futbolcu ahlaksız, Yönetici ahlaksız…

Üstelik kafasız ve cahil…

Hagi’nin gölgesinde gezinip kendi gölgesi sananlara bakın dün akşam. Neler yumurtluyorlar dinleyin…

Futbol basitmiş diyor ulemanın birisi. Hiçbir bok bilmiyor ama büyük laf tonla. Evet basittir ve şahanedir seyrederken . Ancak kurgu senin aklının alamayacağı kadar karmaşıktır. Çünkü kolektif olan şeyin çok parametresi vardır. Çok parametre kurguyu yapanın zekasını zorunlu kılar. Saygılı olmayı öğrenseniz bir de. Hayatı boyunca bir arkadaşı ile birlikte bakkal dükkanı bile çalıştıramayacak yeteneksizlikte adamlar bunu söylüyor. Rijkaard şöyle, böyle…

İçimden geçen laf şu oluyor bunlara; “Ulan dalyaraklar, siz kimsiniz adam kim. Size neyi kanıtlayacak ?”

Türübünde bir pankart “Herkes haddini bilecek!” altında, sağında, solunda, karşısında ve özellikle orada bir sürü haddini bilmez adam, hatta bilen olduğu bile şüpheli…

Belirtmeden geçemeyeceğim…

Lugano’ya baktınız mı? Bir metre dışarıdan çevrilen topu içeri dürtüp “gooool” diye sevinerek ortaya koşuyor. Üstelik pozisyona en yakın olan adam olarak…

Bunu çözemezsek hiçbir şeyi çözemeyiz…

Televizyonda bir sürü kültürsüz, aptal ve saygısız adam gevezelik edip duruyor. Ne demeli?

“Ayının kırk hikayesi var, kırkıda ahlat üzerine!”